|
Geçiciler
1997 MOBUTU DİKTATÖRLÜĞÜ YIKILDI...
Zaire’nin adı Kongo Demokratik Cumhuriyeti olarak değişti.
1982 FERHAT KUTAY, EŞREF ANYIK, NECMİ ÖNDER, MAHMUT ZENGİN DİYARBAKIR ZİNDANLARINDA KENDİLERİNİ YAKTILAR....
1977 İsrail'de yapılan seçimler sonucunda Menahim Begin başbakan oldu. Bu aynı zamanda İsrail'de sağın ilk defa iktidara gelmesiydi.
1971 EFRAİM ELROM KAÇIRILDI...
Mahir Çayan ve arkadaşları, İsrail Başkonsolosu Efraim Elrom’u kaçırdı. THKP-C militanları, isteklerinin yerine getirilmemesi durumunda konsolosu öldüreceklerini açıkladı.
1957 NURULLAH ATAÇ ÖLDÜ...
1920’li yıllarda yazım dünyasına giren Ataç, Türk dilinin değişmesi olgusunu çağdaşlaşmanın doğal bir gereği olarak saydı ve edebiyattaki çağdaş atılımlar karşısında eskiyi açma çabası içine girdi. Bu bağlamda Ataç, Türk dilinin özleşip gelişmesi, edebiyatın yenileşip batılaşması, eleştiri kurumunun yenileşmesini temel görev olarak gördü.
1876 SON TASMANYALI DA YAŞAMINI YİTİRDİ...
1642’de beyazların ayak basması ile “keşfedilen” Avustralya’nın güneyindeki Tasmanya, 1804’te İngilizlerce ele geçirildi. Bundan sonra Tasmanyalı yerliler acımasız bir soykırımla karşı karşıya kaldı. “Sürek avları”, tecavüzler, hadım etmeler, köleleştirme vb. pek çok yöntemle baskı altında tutulan yerliler, Avrupa “uygarlığı” karşısında her yıl biraz daha azaldı. 1876 yılında son Tasmanyalı kadının da 78 yaşında ölmesiyle tamamen yok oldu.
1782 Bertrand Russell
(1872 - 1970)...
Mantık ve matematik alanında çığır açıcı çalışmalar gerçekleştiren Russell, Whitehead’la birlikte, ünlü “Principia Mattematica” kitabını yazmıştır. Russell’i öncelikli ilgilendiren sorun, yöntem ve araştırma biçimleri sorunudur. Dolayısıyla Russell’i bir mantıkçı olarak belirlemek doğru olur.
Gerçekten Russell, biçimsel mantığın en titiz araştırmacılarıdandır. Matematiğe olan yakınlığı, onu mantık araştırmalarına yöneltmiştir.
Russell, düşüncenin soyut araştırmasına yönelerek, matematiğin ve mantığın kökenini araştırır. Bu araştırmasında temele yönelmek istediği, onu bilgi kuramıyla ilgilenmeye götürür. Onun mantık öğretisiyle metafiziği arasında çok yakın bir ilişki vardır. Ona göre ‘biz’, söz konusu matematiksel mantıktan, felsefi analizden yararlanarak dünyayı meydana getiren bileşenler hakkında sağlam bir fikir sahibi olabiliriz.
Siyaset açısından onu, tam anlamıyla bir bireyci düşünür, bireyci bir eylemci diye belirleyebiliriz. Filozofluğunun ilk dönemlerinde Hegel’e bağlanmış olan Russell, daha sonra ona karşı bir tutum alırken şunları söylemiştir: “Hegel için özgürlük, polise başeğme hukukudur.”
Onu; baskıya, baskı güçlerine karşı çıkan bir düşünür olarak görebiliriz. O, Hegel felsefesine zıt bir düşünce ortaya koyar. Ayrılık, önce bilgi kuramında belirir. Russell’e göre, Hegel’in, Ruh’da anlatımını bulan ve tüm ilişkileri içsel ilişkilere indirgeyen hep tanrıcı bakış açısı yanlıştır. Varolan ve dolayısıyla araştırılması gereken ilişkiler, gözlemlenebilir olgular arasında varolan gözlemlenebilir dış ilişkilerdir. Russell, düşüncenin dışındaki nesneleri, gerçek şeyler olarak belirler.
Bu görüşlerinden de anlaşılacağı gibi Russell; Hobbes, Bacon, Locke, Berkeley, Hume ve Mill’in oluşturduğu İngiliz geleneği içinde yer almıştır. Ahlak felsefesi alanında Russell, ahlak önermelerinin nesnel bir geçerliliği olmadığını savunur. Ahlak alanındaki temel sorunların psikolojik ve toplumsal sorunlar olduğunu ileri sürer.
|