Yaşamını ‘en iyi şiir ’i olarak niteliyordu Can Yücel. Yatağına sığmayan ;durmadan akan bir nehir misali.
Bilinçle,erdemle,kültürle,zekâyla,birikimle dolu o nehir hayatı.
‘’Birden bire uyuyacağım,
Bunca uykulu uykusuzluktan sonra
….
Uyuyacağım,herkesi uyutmak için değil
Uyandırmak için.
Ben hep böyle yaşadım
Herkesi uyandırmak için.
….’’
Böylesine inatçı,ille de muhalif oluşu bu yüzdendi her hal. ‘Herkesi uyandırmak için ’.Şüphesiz böyleydi .Yoksa kelimeleri – sokaktan seçtiği kelimeleri – şiir mendiline sarmalayıp kokuşmuşluğa,yozluğa – yobazlığa fırlatması ne için olabilirdi ki ? Elbette ki kurulu düzenin camına sallayıp ; tuz-buz edecekti.!
1926 yılında Hasan Ali YÜCEL ’in oğlu olarak doğar Can YÜCEL. İşte kendi sözleriyle çocukluğundan ufak bir kesit : ‘’ İlkokul üçteyim. Küçücük çocuk. Boğaziçi okulunda okurdum. Evden yolladılar. Leyli yollandım. Hem aynı şehirde oturacaksın, hem de okula leyli yollanacaksın. Çok bozuldum, çok üzüldüm. Evde ikiz kardeşimle kavga ediyorum diye yollandım. Benimsemedim. Her şeyi benimsemediğim gibi… Futbol vardı, futbol oynuyordum. İyi bir futbolcu olacaktım. Nasıl gol atacağım hala rüyama girer… Zaten şiirde de hep nasıl gol atacağımın peşindeyim ya.!
Ankara’da Taş mektep. Ahır gibi. B…k bir yer. Futbol da yok. Üstelik vekil oğlusun. Hiç sevmedim… Ortaokul bitti, Atatürk Lisesi. Aynı numara orayı da sevmedim.
Klasik şube harikaydı. Harika kadro, Nurullah Ataç, Cevdet Kudret ders veriyor. Nazım okuyoruz. Dünya edebiyatını tanıyoruz. Latince
öğreniyoruz. Sekiz öğrenciyiz. Gazi Yaşargil de orada. Gazi çok çalışkan, bize karışmaz. Orda komün kurduk, harçlıklarımızı komüne verip para biriktiriyoruz. Dışarı gitmek için. Sonra tüm topladığımızı Gazi ’ciğimize verdik, onu dışarı yolladık.’’ Hakkında dedikodu çıkmasından çekinen H. Ali Yücel oğlunun dışarıya çıkma başvurursunu onaylamaz.
Can Yücel okuru ‘şaşırtmayı’ pek sever.
Şiirlerinde takındığı üslup,kullandığı argo ve küfür kelimeler dikkat çekicidir .‘Müstehcen’ yazdığı için de çok eleştirilir. Sokaktan aldığı kelimeleri iyi seçip, bu argo ve küfürleri yontmada ustalığını göstermiştir . Bu küfür, özgürlüğün bir parçasıydı da aynı zamanda.
Elimizde kalan –neredeyse en büyük özgürlük – küfür edebilme özgürlüğünün şiire yansımasıydı.
Ankara ve Cambridge Üniversitelerinde öğrenim gördükten sonra uzun süre İngiltere ve Fransa’da kalır.1953’de Kore Savaşı’na katılan Türk Tugayları arasında yer alır ve böylece savaşı yakından görür.
Daha sonra BBC Türkçe Yayınlar Bölümü’nde spikerlik yapar. Ardından 1963’de yurda dönerek Marmaris’te turist rehberliğine başlayacaktır ancak bu rehberlik işi de uzun sürmeyecektir.
Hep yazma isteğiyle dolup taşar Can Yücel. Bakın şiir hakkında ne diyor : ‘‘Şiir yazmada intizamım var. Hep şiir düşünüyorum… Hayatımda karım hariç iki şey sevdim: Şiir ve politika. Şiir nedir diye sorarlar. ‘Şiir göklerde uçan nazenin bir balon’ değil; o balon çoktan patladı. Benim için şiir akıl ve heyecan meselesidir. İnsan beyninin yalnız yüzde 10’u bilinir, gerisi meçhul kıta. Şiir, beynin işlemeyen yüzde 90’ını harekete geçirmektir .Şiir bir terlemedir. Güneş güneş sözlerle… ve böyle böyle eriyip gider. Dünya gibi tıpkı; döndükçe terleye terleye…’’
Evet şiir demek ‘akıl ve keşfetmek’ demekti ve zekayı iyi kullanmak gerekirdi. Şiir demek hayatın bir parçasıydı. Ve ilk şiir kitabı, Yazma ’yı 1950 yılında yayınlamıştır.
Can Yücel ’in ‘şiir feneri’ nin aydınlattığı ‘karanlıkta’ gerçek yüzü ayyuka çıkanlar başka bir yol kalmayınca ‘mevzuları kapatmak’ adına O ’nu mecburen ‘‘bağırlarına basacaklar’’ ; ‘şakacı ihtiyar’ diye takılacaklardı.
Çünkü alacakları cevaptan çekiniyorlar ; Can Yücel ‘den korkuyorlardı .Bu durumu kendilerine yediremeyeneler ise olup bitene ‘rezillik’ diyorlardı. Ki zaten ‘ne kadar rezil olursak o kadar iyi’.
Okuyalım DEĞİŞİM şiirini :
İnce uzun bir hayvan
Çarpıyor
Çarpıyor
Çarpıyordu kendini taşlara.
Canı mı sıkılıyor
Can mı çekişiyordu yoksa?
Yok efendim dedi yanımdaki adam
Gömlek değiştiriyor yılan
Bu hallerden anlarız dedi az çok
Biz de sınıf değişmiştik bi zaman
*****
Hasan Ali Yücel ’in 1935 – 46 yılları arasında politik yaşamı başlar. Bayar Hükümeti ’nde Milli Eğitim Bakanlığı görevi yapar. Görevi ve sorumlulukları gereği oğlundan uzakta olacaktır. Bu özlem Can Yücel ’de
‘Ben hayatta en çok babamı sevdim’ duygusuyla depreşecektir vakti gelince.
Bir şairde vakti geldiği zaman gün yüzüne çıkacak olan, yeri gelince depreşecek olan o kadar çok ayrıntı vardır ki ..Bunlar zamanla dağarcıkta şekil alıp akıverir dizelere.
Hele de bu şair Can Yücel’se akacak o kadar çok şey vardır ki ..
Birçok kimse onun hakkında bir söylenti,bir hikaye duymuştur. Birebir tanık olmuştur o unutulmayacak anlara.
Çünkü Can Yücel’de herkese,her yerde ve her zaman verilecek cevap vardır.
12 Mart dönemi gelince O da ‘avlanan insanlar’ arasındadır. Che’den ve Mao’dan çevirdiği kitaplar nedeniyle 15 yıla mahkum olur. Ancak 1974 te çıkan afla serbest bırakılır . Dışarıya çıktıktan sonra da toplumsal-siyasal gelişmelerden geri durmadı. Kavuşturmaya uğrayan, mahkeme kapılarını dolaşan, tutuklanan her yazar, şair gibi O da bunun bedelini ödemiştir. Ve can yücel sürekli muhalif ve devrimci çizgisinde kalmıştır.
O’nun şiirlerinde sevgi ve öfkenin çelişkisini görürüz. Bu çelişkiden ilmek ilmek ( zekice ) dokuduğu şiirlerini sunmuştur bizlere Can Yücel.!
Çünkü hayat sevgi ve öfke ile yoğrulmuştu. Öfke duyulan zaten bellidir .
Sevgi ise güzele,emeğe,hayatın akışına ve dünyayadır.
Sevgi insanlaradır. Karşılıklı olan ilişkilerdedir bu sevginin kaynağı. Ve sevginin olduğu yerde ayrılık da olacaktır :
Kim Özlerdi Avuç İçlerinin Kokusunu
O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar
bırakılmasaydı eğer.
Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı
belki de,
kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.
Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman,
meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır
yaralamasaydı eğer.
O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi,
yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.
Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri,
her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.
Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,
namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.
Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine,
kulağına okunacak biri olsaydı eğer.
İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir
ayrılık gizlendiğine
belki de, kartvizitinde “onca ayrılığın birinci
dereceden failidir”
denmeseydi eğer.
Sen gittikten sonra yalnız kalacağım.
Yalnız kalmaktan korkmuyorum da, ya canım ellerini
tutmak isterse…
Evet Sevgili,
Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu, kim
uzanmak isterdi ince parmaklarına,
mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık
etmiş olmasalardı eğer!!
( Kısaltılarak alınmıştır.)
Elbette aşk da olacaktı. Hem de öyle bir aşk ki ; ölümüne.
‘‘Kadınlar doğurdular beni bağıra bağıra
Gine kadınlar öldürecek beni aşktan
Bağırta bağırta .’’
Garip akımından etkilenmiştir.
Şiirlerindeki ironiden dolayı Batı şiirinden etkilenmiş izlenimi verse de aslında Anadolu motifleri ve kültürüyle yüklüdür şiirleri .Şiirindeki kara mizahı, hiciv yeteneğini Hoca Nasreddinlerden, Eşreflerden, Tevfik Fikretlerden, Seyranilerden almıştır. Şiiri sokağa indirmiştir ve sokaktaki adamın şiirlerini yazmıştır.
Başkaldırı yüklüdür şiirlerinde . Hep bir isyan. Açık açık reddediştir bu. Sözlerinde gizlilik ve kapalılık yoktur. İçinden geldiği gibi zekice savurmanın ifadesidir.!
Beşik Dürtmesi
Kuzu gibi olun diyorlar
Büyüyüp ortaya çıkınca
Koyun gibi gütmek için sizi.
Güncel olaylarla genel olanı birleştirmede de ustadır Can Yücel. 1996 Ölüm Oruçlarında şehit düşen ‘‘Aygün Uğurlar için’’ başlığıyla yazdığı şiir de açıkça görebiliriz bu özelliğini :
Ne nimetleri var şu dünyanın
Ekmek peynir zeytin yemiş….
Bir nimeti daha var dünyanın:
İnandıkları uğruna açlıktan ölmek.
Ve kelime cambazıydı O .Kelimeler O ’nun dilinde farklı anlamlar kazanıyordu. Hiç düşünmediğimiz yönleriyle bakmamızı sağlıyordu Can Yücel. Hem birkaç kelimeyle birçok şeyi anlatabilen kaç yiğit vardır ki ? İşte çok basit kelimelerle (belki de hiç aklımıza gelmeyecek bir biçimde ) zekice yazılmış bir şiiri :
SEN SAĞ BEN SELÂMET
Kurtarıcılar kurtara kurtara
Kurtardılar Memleketi memleket olmaktan .
Şiirleri varacağı hedefi çok iyi biliyor. Karanlığa küfür ediyor Can Yücel ve ‘şiir fenerini ’ karanlıkları aydınlatmak için tutuyor. Herkesi uyandırmak için. Sosyalizmi kurmak için. ‘Adam gibi bir dünya’ için. Zaten demişti :‘‘ basa basa besâ / biz bu dünyayı değiştireceğiz / ister huyu suyuyla / ister hortlak gerekirse hortlaklıkla’’ !!
Sadece yazmakla yetinmedi Can Yücel. Yaşamında da hep bir şeyleri değiştirmek için uğraşmıştır. Zaten babasından dolayı siyasetin içinde büyümüştü ve kendisi de siyasetçiydi. Emeğin Partisi Kurucu Üyeliği ve 1999 genel seçimlerinde milletvekili adaylığı bunun ufak bir ispatıdır.
Kimimiz için sadece bir şairdir. Kimimize göre usta bir ‘şiir işçisi’.
Kimimizin Can Baba’sıdır. Kimileri koca çınar dedi.
Sunay Akın derki : ‘‘ İstanbul Boğazı için martı ne ise, Can Yücel de şiirimiz için odur.’’
Tadı tuzu olmaz yoksa. Bunların hepsi doğru. Hepsi de geçerlidir. Belki de şiirimizin iskelesiydi O ve kelimeler burada bağlıyorlardı kendilerini. Buradan atıyorlardı kendilerini denize. Ancak yine de, o, kendi deyişiyle, çürümüşlüğe ‘‘ zulme karşı akımıdır sevincin’’…
Bakmayın siz O’nun ‘Cenaze Türküsü’nde söylediklerine .. ‘’ kendimden sakınıyorum / sıkılıyorum / ..tez elden gitmeli bari’’ dese de aslında öylesine bağlıdır ki yaşama Can Yücel adeta kök salmıştır . Yıllara meydan okumuş ve ayakta kalmıştır hasta bedeniyle bile.
6 yıl önce ‘kanserli ülke’’nin kanserden ölen ozanımızı arıyoruz şimdi.
Çünkü ülkenin gidişatına dair muhakkak olacaktı söyleyecek bir çift sözü. İlle de özelleştirme diye tutturanlara olacaktı elbet savuracak bir çift küfrü.
13 Ağustos 1999’da uğurladık onu ‘‘Mare Nostrumlara’’ ‘’Denizlere’’..
Usulca uzanıverdi elinde bir demet Akdeniz’le ‘‘güneşe doğru / ay çiçekleri içinden / Datça ’ya ..’’
Sararmış bıyığı, uzamış sakalı ve gürültülü sesiyle koca bir çınar gibi karşımızdadır sürekli. Gülüyor,haykırıyor,küfrediyor.
Can Yücel her dem taze ; tükenmesi mümkün olmayan bir umutla .!