Bir ozan der ki ;demokratik olmak hiçbir şeydir , mühim olan adil olabilmek ,eşitlik ve adalet istemektir.
Ve bir matematikçi der ki; araya ne yazarsak yazalım aşağıdaki formül asla değişmeyecek.
………. .-∞= “…….”+∞= . -∞= “…….”+∞= . -∞= “……”+ ∞=. ………
Soğuk ve ayazlı akşamlar ninemin antika odun sobasının başında oturur,bize anlatacağı hikayeyi heyecanla beklerdik . Çocukluğuma ait en güzel anılardır bunlar. Çoluk çocuk,genç yaşlı herkes sobaya ve sobanın sahibine yani hem sese hem sıcağa daha yakın olabilmek için birbirimizle yarışırdık. Yine öyle bir akşam başladı anlatmaya…
Mevsim sonbahardı… Sabahın erken saatleri , güneş henüz doğmaktaydı. Uzakta dağlar , tepeler , tarlalar ve köyler görünüyordu.
Köylüler birer ikişer,köylerden yola çıkmışlardı..Bütün yollar şafak vadisindeki köye gider,şafak vadisinde bütün yollar birleşirdi.
Şafak vadisindeki S.B.’nin köyünde matem havası hakimdi. Kadınların kızların birkaçı köy evlerinin damlarının üzerine çıkmış sessiz ve meraklı yolu gözlemekteydiler. Kerpiç ve çamurdan yapılmış eğreti köy evlerinin arasında birkaç dut ağacı vardı. Bazı ağaçların altında üç-beş köylü çocuğu sessizce oyun oynamaya çalışıyorlardı ama asla sessiz olmayı beceremez,hep didişirlerdi. Arasıra da gülüşüyorlardı.
Şehre giden anayolun yanında en önde S.B. bağdaş kurarak oturmuştu. Ağarmaya başlamış sakalları hafif uzamış , gür bıyıklarına karışmıştı. Başında ne eski ne yeni beyaz bir köylü pöşüsü , üstünde siyah , geniş , uzun kürküyle heybetli bir heykeli andırıyordu. Elleri dizlerinin üzerinde,dimdik durup kin , cesaret ve öfke dolu bakışlarıyla yolu gözlemekteydi.
S.B.’nin arka tarafında ikişer üçer kimi ayakta kimi çömel duran köylülerin hepsi aynı sessizlikte yolu gözlüyorlardı.
Kimsede çıt yoktu. Herkes sessizdi. Ara sıra esen rüzgarın sesi duyuluyordu sadece. S.B. ve köylüler sık sık tütün torbalarından sarma tütünle sigara alıp içiyorlar,sessiz işaretlerle birbirlerinden tütün torbalarını alıp veriyorlardı.
Evlerin arasında dolaşan birkaç baş küçük hayvan , bir köpek ve kümes hayvanları çıkarttıkları seslerle bu derin sessizliğin bozulmasında rüzgara eşlik ediyorlardı.
Ayrı ayrı köylerden ,ayrı ayrı yollardan gelen köylüler görünmekteydi. Bazıları şafak vadisindeki köye vardılar.
At arabasının üstünde Ahmet ve iki kişi gelip S.B. ve köylülerin yanında durdular , sonra da at arabasından indiler.Köylülere selam veren Ahmet S.B.’nin yanına oturdu. Diğer iki köylü de selam verip köylülerin yanına geçtiler.
Diğer köylerden gelenler de gelip selam vererek köylülerin yanlarına iliştiler. Her gelenle beraber kalabalık biraz daha artmaktaydı. Gelenlerle sessizce merhabalaşıldı. Sigara ya da tütün torbası ikram edildi.
Önde S.B. ile Ahmet olmak üzere bütün kalabalık gözlerini yola dikmişlerdi. Meraklarının gittikçe arttığı hiç kıpırdamadan yolun ufkuna diktikleri gözlerinden belliydi.
Bir ara Ahmet S.B.’ye “ Acaba “ diye sordu.
S.B. gözünü yoldan çevirmeden ve kımıldamadan “Bilmiyorum. Allah vere de gelmeye” dedi Hala herkes yolu gözlemekte , hala derin bir sessizlik .
Ahmet: “Nasıl bir şey bu ,neye benziyormuş sen gördün mü hiç?”
Traktörden bahsediyordu.
Konuşurlarken birbirlerine hiç bakmıyor, gözlerini yoldan ayırmıyorlardı.
S.B.:Bilmem.Ağa’nın anlattığına göre ufak bir at arabasına benziyormuş. Otuz çift öküz gücündeymiş”
S.B. anlatırken köylüler gözlerini yoldan ayırmıyor, dikkatle de konuşulanları dinliyorlardı.S.B. devam etti konuşmaya…
“Ah yalan! Yalan söylemişlerdir.”
Köylüler evlerinin önünde birer ikişer oturmuş , ağanın gelip gelmeyeceğini merakla bekliyorlardı.
Ağanın adamı jeeple köyleri dolaşıp köylüleri bir kez daha ikaz etti…Ve gidip ağaya haber verdi.Köylülerin köylerden çıkmak istemediklerini söyledi. Ağa hiddetlenmiş , adamlarına toplanmalarını, silahlanmalarını, atlarına binip talana çıkmalarını emretmiştir.
20-25 kişilik bir grup at üstünde ve silahlarla yola çıktılar. Ağa da iki adamıyla jeepine bindi ve onları takip etti.Evlerin içindeki eşyaları ve erzakları yerlere döktüler, erkekleri dövdüler , sap ve samanı yakarak işe başladılar.
S.B.’nin köyünde de durum aynıydı. Ağa, köyün orta yerindeki dut ağacının altında jeepinden inmiş bekliyordu. Adamları S.B.’yi önlerine katmış ,getirdiler.
Ağa S.B.’ye “herkesten beklerdim ama senden beklemezdim. Kal burada yine hizmet et bana” dedi ve ekledi “seni severim,bilirsin”
S.B. kabullenemedi teklifi…Ağaya “Ben kalıp kurtulurum ama gidenler perişan olur.Çoğu akrabam ,dayım,yeğenim,amcam. Yıllardır beraber yaşadığımız dostlarız Ağa.Ağam insan yalnız yaşayamaz , ben kendimi düşünüp ha şu çocukları yalnız mı bırakayım. Kalacaksak beraber, göçüp gideceksek yine beraber”
Ağa daha da kızmıştı şimdi.
“Sülo ,it sülo. Bana ağana karşı mı geliyorsun. Yıkıl karşımdan. Babama ve bana yaptığın hizmetler için seni son kez bağışlıyorum. Adını söylediklerim akşama kadar köyden derhal göçeceksiniz …”
Ağayla adamları gittiler. Köylüler eşyalarını toplayıp at arabalarına ve eşeklere yüklediler…
Şafak vadisine doğru yola çıktılar . Diğer köylerden de köylüler şafak vadisine gelmişlerdi. Büyük bir kalabalık oluştu şafak vadisinde . Akşama kadar göçer köylüler gelmeye devam ettiler.Çadırlar kuruldu, at arabalarının üzerine ve yerlere yataklar serildi , taş ocaklarının üzerinde yakılan ateşlerde ayrı ayrı yemekler pişirildi.
Gece hafif bir soğuk başladı. Güz soğuğu kendini hissettiriyordu. Köylü erkekler açık bir alanda oturmuş bundan sonra ne yapacaklarını konuşuyorlardı.
Çoğu şehre gitmekten başka çarelerinin olmadığı düşüncesindeydi. Kendilerinden önce şehre gidenlerin olduğunu söylediler. Ama son söz S.B.’deydi. Herkes ondan çekinmekteydi. Bir zamanlar ağa bile sayardı onu. Güçlü ve kuvvetli biridir S.B..Gözüpek cesurdur,çevresindekilere hep yardımcı olmuştur. Bu yüzden köylüler arasında kendini saydırmıştır. Geniş bir akraba ve arkadaş çevresi vardır.
S.B. en son çarenin gitmek olduğunu onlara bir daha hatırlattı. Kalıp direneceklerini, köylerine geri döneceklerini ,gerekirse ağanın adamlarıyla savaşacaklarını söyledi. Çoğu kabul etti S.B.’nin söylediklerini.
S.B. 15-20 kişiyle oturup plan yaptı. Kendisi ve her köyden 6-7 kişi daha , ağaların ve adamlarının evlerine baskın yapacak,gidip ağanın adamlarının silahlarını alacaklardı.
Zifiri karanlık olmasını beklediler. Karanlıkta ağanın köyüne girdiler. Gecenin bir yarısıydı ve herkes yatmıştı. Her şey yolunda gitti , silahları aldı,şafak vadisindeki köye gittiler,orada ağanın silahlı 3-5 adamını da esir aldılar. S.B. ağanın evinin damına çıkıp ateş yakarak işaret verdi. Bir ağaca sarılı bezlerle yanan ateşin sallandığını gören şafak vadisindeki köylüleri büyük bir sevinç sardı. S.B. ve beraberindekiler başarmışlardı.
Eşyaları ve yatakları arabalara daha önceden yüklemiş olan köylüler,büyük bir sevinçle, zılgıtlar eşliğinde , at arabaları ve eşeklerin sırtında yola çıktılar. Çoluk çocuk koşarak gitmekteydi.
Köylülerin sevinç ve bağırışları, kadınların kızların zılgıtları, soğuk bir sonbahar akşamının sessiz karanlığını bir bıçak gibi kesmişti. Köylüler doğup büyüdükleri , atalarından dedelerinden bugüne kadar alınlarının teriyle sulayıp, nasırlı elleri ve yürekleriyle işledikleri topraklarına sahip çıkmış olmanın bilinci ve gururuyla köylerine girdiler.
Ağanın yüreğine korku girmişti.Ağanın birkaç adamı gidip ne olduğuna baktılar. Köylülerin köylere akın akın girişini görmüşlerdi,gelip ağaya haber verdiler. Ağa kalan 5-10 silahla adamlarını yanına alıp baskına gitti ama sert bir direnişle karşılaştı. Köyden karşılık olarak ateş açılmaktaydı. Ağa köylülerin niyetinin ciddi olduğunu anladı. “Sülo” diye seslendi.
-bu pislik senin başının altından çıktı. Seni ve yanındakileri itlere yem edeceğim.
S.B. ağaya niyetlerinin kötü olmadığını, yine ağaları olduğunu, yine kendisiyle çalışacaklarını ama köyleri ve toprakları terk edip gitmeyeceklerini , gerekirse çoluk çocuk savaşıp buralarda ,doğup büyüdükleri topraklarda öleceklerini söyledi.
Ağa: Zararlı çıkacaksınız , yarına askerlerle gelip,sizi pişman edeceğim, dedi.
Sabahleyin konaklı köye gitti,diğer ağalar da gelmişlerdi. Birlikte odada oturup zengin kahvaltı sofrasında tok karınlarını doyurdular. Burada başlayan direniş zafere ulaştığı takdirde ildeki bütün köylerin bu durumdan etkileneceği konusunda hemfikirdiler. Kimisi jeep ve pikaplarla , çoğu ağa da asil atlarıyla ve adamlarıyla gelmişti.
Ağalar köylerini işgal! edenlere karşı birlikte nasıl hareket edeceklerini konuştular. Hepsi de köylüleri köyden kovmakta kararlıydı,köylüler hakkında hep küfürlü konuşuyorlardı. Devletten ve askeriyeden yardım almayı kararlaştırdılar. Köylü ile askeri karşı karşıya getirecek ve köylüyü birer isyancı gibi göstereceklerdi. Böylece yol yordam ya da kurnazlık yalan bilmeyen köylü devlete isyanla suçlanıp hem köyleri terk edecek, terk etmeyen de telef olacaktı.
Yörenin ileri gelen şeyhi de ağaların konuğuydu ve büyük bir ikramla ağırlanmaktaydı.
Ağalar şehre gittiler. Jandarma bölük komutanlığında büyük bir ziyafet verildi. Şehrin ileri gelen erkanı ve memurlarıyla birlikte ziyafete başladılar. Komutanlıkta yenen yemekten sonra komutana hediyeler verildi. Köylerdeki durumlar yalan yanlış anlatıldı. Komutan da bir isyan varmış düşüncesine kapıldı.
O an orada, yemekte bulunan herkes ağalara hak vermişti. Vilayetten askeri yardım istendi. Durum tespiti için gönderilen askerler de köylerde bir isyan olduğu fikrini kabul ettiler.
Birkaç gün sonra köyler başta yarbay ve ağa olmak üzere toplu tüfekli askerler ve ağanın adamlarıyla sarıldı. Bu arada köyler arasında sıkı bir diyalog vardı. Atlılar köyden köye gidip gelmekte , köylerdeki herhangi bir saldırıya karşılık alınan ve alınacak olan tedbirleri herkese yaymaya çalışmaktaydılar. Tüm köylerde can havliyle yapılan bir çalışma vardı. Çoluk çocuk,kadın-erkek herkes heyecanlı bir çalışmayla ,istekli ve kararlı uğraşmakta, siperler kazılmakta ,saldırıya karşı hazırlık yapılmaktaydı.
Önce tepelerin üstüne yerleştirilmiş toplarla, yarbayın emriyle bir uyarı atışı yapıldı. Ardından yarbay elindeki megafonla köylülere seslendi, megafonun sesi dağların tepelerin arasında yankılanıyordu.
Teslim olun! Devlete karşı gelmeyin! Devlete karşı gelen asilerin sonu hep hüsran olmuştur. Bu son uyarıdır. Birkaç uyarı atışı yapmaları için emir verir. Köylülerin bazen uzağına bazen yakınlarına düşen top gülleleri ve üzerlerinden vızıldayarak geçen kurşunlar onları tedirgin etmiş ve korkutmuştu.
S.B. kısa bir direğe sardığı bez parçasıyla köyün önlerine doğru çıktı, tek başınaydı. Tepelere yarbay ve askerlerin olduğu yöne doğru ilerledi. Ağa ve adamları da oradaydı.
Yanlarına vardı. Yarbayın yanına vardığında ikisi de şaşırdılar. Kısa bir konuşmadan sonra kucaklaştılar. Yarbay Süleyman Baba’ya oğlum diye hitap ediyordu. Subaylar ,askerler,ağalar ve adamları şaşkınlık içindeydiler.
Çanakkale Savaşı yarbayın gözünde canlandı. Süleyman genç bir asker olarak cephede kahramanca savaşmıştı. En ön saflarda ve canını hiçe sayarak…yaralanan askerler , onları canla başla taşıyan Süleyman… düşman ateşine karşın fedakar mücadelesi …albay henüz bir teğmenken savaşta yaralanmış , kendini siper ederek onu cephe gerisine Süleyman taşımıştı.
“Oğlum Süleyman sen misin” diyerek tekrar tekrar kucakladı Süleyman Baba’yı. Ellerini saçlarına götürüp okşadı. “Ne çabuk ağarmış saçların evladım” diyerek sitem etti.
Süleyman Baba hala nizami ve saygılı bir duruşta…
Yarbay: Niye bu isyan! Niye bu isyanın başında sen varsın.
S.B.: komutanım bu bir isyan değil. Benden daha iyi bilirsiniz ki isyan devlete karşıdır. Oysa biz devlete karşı bir isyanda değiliz. Biz ağalara da karşı değiliz. Sadece doğup büyüdüğümüz topraklardan gitmek istemiyoruz. İsyan yok komutanım. Devlet biz , biz devletiz. Asker bizim evladımız , oğullarımız…ben şu çocuklara nasıl silah çekerim…çanakkalede onlar için can veren arkadaşlarımızı siz bilirsiniz. Şimdi çocuklarımız birer düşman gibi karşı karşıya getirildi. Buna ben ve siz razı olamayız. Şüpheniz varsa vurun beni…
Herkes birkaç söz beklerken komutan S.Bnin alnından öptü. Senden şüphe etmem mümkün değil. Sen ki canını hiçe saydın , bu ülkeyi savundun. Siz , birkaç avuç köylü çocuğu çanakkalede destan yazdınız. Bu ülkenin gerçek sahiplerisiniz. Buralar en çok sizin hakkınız ama…
S.B. komutana ricada bulundu. Fazla yol yöntem bilmediklerini , uzak şehirlerde telef olacaklarını , hazine malı olan bu topraklarda yine de ağanın emrinde çalışmak istediklerini, ağalara bunu kabul ettirmek için komutanın aracı olmasını istedi.
S.B. köye geri döndü. Komutan ağalarla oturup durum değerlendirmesi yaptı.Kendince akılcı çözüm yolları önerdi. Ağalar hiçbirini kabul etmediler. Komutanı fazla yumuşak olmakla suçladılar. Siyasi güçlerini kullanarak komutanın tayinini sağladılar.
Ve geçici olarak başka bir göreve verildi. Bu düzende elbetteki doğru ve adil davranmanın kıyısından bile geçene yer yoktu.
Köyleri boşaltmaya direnen köylü ile askerler arasında çatışma başladı.Köylüler öldürmek için ateş açmama kararı almışlardı. Bu sadece bir taciz ateşi olacak en kötü ihtimalle ayaklarından vurmaya çalışacaklardı. Köy damlarına toplar düşmekte , köyler viraneye dönmekteydi. Kadın ve çocukların arasına da top düşmüş , yangın çıkmıştı.
Durumun giderek kötüleştiğini gören S.B. yeni gelen komutana ateşi kesmelerini ve köyleri boşaltacaklarını söyledi. Kendisi de yaralıydı.
Ölülerini de alıp tekrar yola çıktılar. Bazı erkekler tutuklanmıştı. Halleri perişandı… Kalabalık vadinin çıkışında toplandı.
Ve artık göç başlamıştı…
Olayı öğrenen yarbay askeri bir araçla köye geldiğinde iş işten geçmişti. Köylülerin zoraki göçünü üzülerek izledi.
Gidip yaralı olan S.B.’yi buldu. Bir şeyler yapamadığı için özür diledi.
S.B. ağır yaralı olduğu halde kendisini ağa ile konuşmak için götürmeleri konusunda ısrar ediyordu. Ağanın yanına vardığında;
-Sen artık ağa değilsin. O makine parçaları sana ağa diyemez. Artık olsan olsan zengin bir köylü olursun dedi.
S.B.’nin durumu daha da kötüleşmişti. Vadinin etrafında toplanan köylülere artık gitmelerini , zor olsa da ,kimileri telef olmuş olsa da yeni yaşamlarına mutlaka alışacaklarını , büyük şehirlerde doğacak çocuklarının kiminin işçi , kiminin memur,patron v.s. olacaklarını ama babadan oğula buraları hepsine mutlaka anlatmalarını , bu toprakların gerçek sahipleri olarak birgün mutlaka geri döneceklerini söyledi. Kalabalık geriye daha güçlü dönme yeminleri ediyordu…
S.B.’nin son arzusu ölene kadar burada beklemek, sonra da vadinin çıkışındaki ,tepedeki ağacın altına gömülmekti ve çok geçmeden S.B. öldü. Ölen iki çocuğun ortasına, istediği yere gömüldü.
Kurulan Cumhuriyet’in demokrasisi, onları kurtarmaya yetmemişti.
Gece karanlık bastırdığında S.B.’nin mezarının etrafında büyük bir ateş yakıldı. Kadınların ağıtları yeri göğü inletiyordu.Her köyden bir kişi bu ateşten birer odun yakarak kendi kafilelerinin başına geçtiler ve yola çıktılar. Ağalar yanan ateşi görmüşlerdi. Dehşet içindeydiler.
Ellerindeki meşaleler havada, ilerliyor ve hep bir ağızdan bağırıyorlardı. Büyük bir uğultu vardı. Bu uğultu çığlık oldu , köyden kente yayıldı “ birgün mutlaka geri döneceğiz”
Sadece ağalar ve adamları değil , sadece komutan değil, bu sesi herkes işitir, işitecektir.
Ninem eliyle sus işareti yaptı. İşitiyor musunuz?
-Neyi?
Hiçbir şey işitmiyorduk,sadece rüzgar esiyordu.
-“Bir gün mutlaka geri döneceğiz” diye mırıldanıyordu. Biz de ona eşlik etmeye başladık. “Bir gün mutlaka geri döneceğiz, bir gün mutlaka geri döneceğiz”. Şimdi işitmiştik.
Sabah olur,uzaktan boşaltılmış köyler görünür,evler yıkılmıştır. Hayvan leşleri ve ortalıkta dolaşan birkaç köpek vardır. Sonra Süleyman Baba’nın ve yanındakilerin mezarları görünür. Sert bir rüzgar esmekte, birkaç çalıyı ve yaprağı önüne katıp götürmektedir…
Onlara ve gelecek yaşamlarına…
Bir Kürt atasözü der ki; behr ci…. “yel kayadan ne götürür”
* gençliğinsesi dergisinin …ncı sayısındaki “Karşıtlık ve Türkiye Gerçeği” yazısının devamı şeklinde yazılmıştır.