Doğuda Hinduizm ve Budizm, Batıda Musevilik, Hıristiyanlık ve Müslümanlık yayılarak tüm dünyayı aynı inanç etrafında toplamak istemişler, tüm insanlar bu dinlerden olurlarsa kolayca birliğe ulaşırlar diye düşünülmüş olsa gerek ancak dünyaya hiçbir din hakim olamamış, hatta dinler, insanlar arasındaki birliğe katkıdan çok ayrılığın baş nedene ve körükleyicisi olmuştur. Dinler arasında bir birlik hiçbir zaman kurulamamış, aynı din birçok mezheplere, mezhepler de tarikatlara bölünmüşler, olabildiğince ayrılmışlardır. Aynı dinin mezhepleri ve tarikatları bile bir araya gelmek şöyle dursun herhangi bir birliğe ulaşmaları mümkün görünmemektedir. Dinlerin ortaya çıkma amaçları bana göre insanların hem ruhsal, hemde bedensel gereksinmelerine çözümler getirmeye ve insanları birbirlerine daha fazla bağlamak, yakınlaştırmak ve kardeş olmalarını sağlamaya yönelik belli kurallar koyma gereksinimidir. O halde neden başarılı olamamışlar, insanların birliğine katkıda bulunamamışlardır? Bunun pek çok nedeni vardır, ancak en önemli nedenlerinden biri dinlerin özündeki hoşgörünün din uygulayıcılarında ve dindarlarda olmayışıdır.Sonuçta da dinler, birleştirici değil, ayırıcı birer etken olmaya başlamıştır. Topluluklardaki ayrılmanın temel nedeni menfaatleri bağdaştırmaya çalışmak olduğu için, menfaatlerin çatıştığı yerde, ayrılıklar hemen başlamakta, büyük ve güçlü olan topluluğun çıkarları daima ön planda gözetilmektedir. Yalnızca güce ve menfaate dayalı bir birlik, hiçbir zaman köklü ve uzun ömürlü olamayacağı için ister istemez bir yerde çatışan menfaatler veya güç dengesindeki değişiklikler, artan ayrılıkların sebebi olacaktır. Diğer taraftan ana amaç menfaat sağlamak ve güçlü olmak olduğuna göre herkesin önce kendi çıkarını düşünmesi doğal bir davranış olarak görülecektir. Bu arada güçsüzler, menfaatlerini konuyamayanlar ayak altında ezilecek, sömürülecek veya sürünecek demektir. Sadece güç dengesine ve menfaate dayalı bir birlik asla uzun ömürlü olmayacaktır.İnsanların arasında gerçek, sürekli ve güçlü birlikleri sağlayan başka etkenlerin, insanca ilkelerin olması gereklidir. Gerçek birlik insanları bilinçlendirerek, aslında her insanın eşit olduğunu benimsemelerini sağlamakla olur. Hangi renkten, hangi dinden, hangi ırktan, hangi milletten olursak olalım hepimiz aynı dünyada yaşıyoruz, aynı güneşten enerji alıyor, aynı havayı soluyoruz. Bu dünyada yaşayan tüm insanlar aynı insanlık bedeninin organları ve hücreleriyiz. İnsanlık bedeni hepimizin bedenidir. Bedenimizin bir yeri ağrısa, tüm beden hasta olur ve bundan zarar görür. Bu yüzden her insana gelecek zararın, tüm insanlığa gelen zarar olduğunu görüp, birbirimize sahip çıktığımız oranda daha iyi korunabiliriz. Öncelikle birliği önleyen ve ayrılığa neden olan unsurları ortan kaldırmak zorundayız. Bilirsiniz çocuk bilgisiz ve tecrübesiz olduğundan dolayı, karanlıktan korkar ve ağlar. Çevresinin ona vereceği bilgilerle yavaş yavaş o korkularının gereksizliğini anlar. İnsanların korkularının, hatalarının ve kötülüklerinin nedenide bilgiden yoksun olmalarındandır. Görüldüğü üzere, korkunun ve savunma isteğinin abartılması, kişileri tehlikelerden korumadığı gibi, daha büyük korkulara ve tehlikelere itmektedir. Bilindiği gibi bencillik, yalnız kendi çıkarlarını düşünmek benliği ve çıkarları korumadığı gibi, aksine kişiyi yalnızlığa itmektedir. Başkalarını yabancı ve düşman görmek, hem insanları yalnızlığa ve güçsüzlüğe, hem sürekli korkulara iten bana göre yanlış bir tutumdur. Daha çok kişiyle tanışan, dost olan, daha çok kişiyle karşılıklı yardımlaşmaya ve birliğe yönelik davranışta bulunan insan çok daha korkusuz ve güçlü olur. Gerçek birliğin oluşması için çok önemli bir gerçeği öncelikle herkesin benimsemesi zorunluluğu vardır. Dinler artık yeni dönemlerin gelişen ihtiyaçlarına cevap veremeyecek donuk bir karakter almışlardır. Dinler, milliyetler, renkler, ırklar birer ayrılık sebebi gibi görmek bana göre saçmadır. Fark olarak gördüğümüz unsurlar aslında yüzeysel şeylerdir. Her insan özde kardeştir.
Eğitimin paralı hale getirilmesi, binlerce genci, sendikasız, sigortasız, düsük miktarlarda çalıştırılması, sanayi sitelerinde sömürülmeye mahkum edilmek hepimizi rahatsız etmektedir.Eğitimdeki fırsat eşitliğini yok ederek yüzbinlerce lise arkadasımızı işsizliğe,kumara,uyusturucu alışkanlığına itmektedir.Lise gencliğini bütün bu sorunlarla mücadele etmeye yönelik neler yapabiliriz?Gencliğe sosyal aktivite olanakları sağlamalı bu yollada onlara doğru alıskanlıklar ve doğru bir hayat tarzı kazandırmayı amaçlamalıyız.Böylece daha çok sorgulayan,daha çok okuyan,daha çok arastıran,sorunlara daha bilimsel yaklasabilen bir gençlik anlayışı oluşturulabilir.Okullarda eğitimin bilimsel bir boyutta olmaması,okullarda gençlerin enerjilerini harcayabilecekleri sosyal tesislerin olmaması gibi somut sorunların üzerine bir de herşeyin sınıf geçme ve iyi not almaya endekslendiği bir yarış anlayışı ekseninde üniversiteye giriş sistemi sürekli değiştirilmesi gençliğin kaderiyle oynuyor ve gençlik kuşaklarını kobay gibi kullanıyorlar.Her yıl 1.5 milyona yakın genç,yüzde80′nin hiçbir şartta ve koşulda kazanma şansı olamadığı biline biline,üniversite sınavlarında umut için ter döküyor.Kazanamamanın sorumlusu kendisiymiş gibi bunalıma,intihara sürükleniyor. Gençleri”kazanma-kaybetme” korkusu içinde; bireyci, rekabetçi, yoz bir piyasa kültürünün kuşatması altında;sistemin istediği bireyler kimliğine büründürmek için hergün yeni bir oyun ceviriyorlar. Üniversitelerde ,liselerde,atölyelerde,sanayi sitelerde, semtlerde, mahallelerde, köylerde, kısacası, yaşadığımız bütün alanlarda enerjimizi, gücümüz, yeteneklerimizi ve bilgilerimizi birleştirerek, paylasarak örgütlenmeliyiz.Mesleki, akademik, kültürel, sosyal, sportif v.b yaşamın yeniden üretildiği her alanda kitlesel örgütler çeşitli düzeylerde bir araya gelecek ve gençlik olrak,kitlesel bağımsız merkezi örgütlenmemiz bu örgütler üzerinde yükselecektir. Anlaşılır,başarılabilir ve sonuç alınabilir tek yol budur.bu yol bir zorunluluktur.türkiye gençliğin olarak bu zorunluluğu anladıkça, geleceğe dönük ileri adımlar atabiliriz.
1 – Gencligin Sesi internet sitesini ne zamandir taniyorsun ve nasil ulastin? İlgilendiğim bir sitenin forum bölümünde sitenizde yayınlanan, o günlerde ülkenin gündemini oluşturan bir konu hakkında iyi yazılmış bir haber alıntısı vardı,alıntının altına da sitenizin adı eklenmişti.Ayrıntılı bilgi alabilmek için sitenize yöneldim, o günden beri de düzenli olarak üye girişi yapıyorum.. 2 – Cagin en ileri iletisim araclarindan biri haline gelen Internet ortaminda Gencligin Sesi gibi sitelere ne gibi roller düsüyor, beklentin nedir? Kemalist ve sözüm ona kendine solcu diyen ama çoğu zaman davranışlarıyla faşistleri bile aratan, artık kalıplaşmış düşünce yapılarına sahip bireylerin oluşturduğu bir ortamda büyüdüm.Bu yüzden sorup-sorgulama, neden-sonuç ilişkisini görebilme gibi yetimlerim pek gelişmedi.Önümüze koyulana doğru ya da yanlış dememiz, onu önümüze kimin koyduğuna bağlıydı.Gençliğin Sesinin bendeki en büyük etkisi bu doğmalaşmış hastalıklı düşünce yapısından arındırmak oldu.Bu da şu demek ki, eğer internet iyi kullanılırsa çok geniş kitleleri kısa sürede etkileyebilir. 3 – Gencligin Sesi sitesini diger internet sitelerinden ayiran nelerdir sana göre? ( Olumlu veya olumsuz ) Öncelikle forum bölümünde düşünceler ve düşüncelerin ifade ediliş biçimleri oldukça etkileyici, gazete köşe yazarları gibi özellikle takip ettiğim bikaç kişi bile var bu konuda:).Marksizm okulu, radyo, şiir ve diğer özel bölümlerde sitenin farklı renkleri.Şiir bölümüne sık sık bakıyorum,Adnan Yücel i orda tanıdım, bi de fıkra bölümü var tabi:) 4 – Özellikle genclerin giderek yozlastigi, egoistlestigi, toplumsal sorunlara karsi bananeci ve umursamaz hale geldigi günümüzde bir bütün olarak Internetin ve özelinde Gencligin Sesi’nin misyonu ne olabilir ve ne olmali? Soru yanlış sorulmuş, gençler giderek yozlaşıp, egoistleşip,toplumsal sorunlara duyarsız hale gelmiyor, bizzat getiriliyor. Ülkenin aydınlık yüzleri olması gereken üniversite gençliği 80 lerde yaşananları halen üzerinden atamamış olcakki, “üniversitelerde siyaset istemiyoruz” diye yıllardır süregelen apolitikliğini kimseye taraf olmamak adına sürdürmek istiyor.Kalitesiz ve yetersizleşen, bilimin ilim olmaktan çıkartıldığı, kapitalist sisteme meta üretebiliyorsa para ettiği eğitim sistemi; kendine yabancı,neden ve nasıl sorularını sormak yerine önüne getirileni anında kabul eden boş bi jenerasyon yetiştiriyor.Bu anlamda suçu gençlerin üzerine atmak yerine onları, bazı safsafatalarla afyonladıkları yolları bulup, kendi lehinize çevirmeniz gerekir, ki bende onlardan biriydim, site eksik yanlarımı görmemi sağladı,çok eksiğim varmış:) ama aşılabilinecek eksiklikler.Tabi eksiklerimi göstermekten öte,onları tamamlayabilmem için de reel ve sanal da ortam yarattı. 5 – Yasamin her alaninda kisitlamalarin, özgür düsünceyi engelleyici tavir ve tutumlarin oldugu gerceginden hareketle Gencligin Sesi gibi araclar ne kadar belirleyicidir? Gencligin Sesi sanalmidir sadece yoksa pratigede isik tutabilecek bir aydinlatma ve iletisim aracimidir? Açıkçası site her görüşten insanın bir arada olduğu bir ortam değil.Geniş bir katılımın olduğu doğru ama bu katılımcıların pek çoğu ortak yitimlerin oluşturduğu bir paydada toplanmış, benzer düşünce yapılarına sahip belki de tek farklılıkları kişisel bakış açıları olan insanlar.Bu anlamda sitede bazı engellemeleri yerinde bulsamda, yine de üyelere daha anlayışlı yaklaşmak gerekir.Editleme konusunda biraz daha dikkatli olunmalı,sapla samanı birbirine karıştırmadan, halkların kardeşliği ya da benzeri hassasiyetlerimize okunan rahmetler silinmeli fakat denildiği gibi sapla samanı birbirine karıştırmadan…Site benim için sanal olarak kalmadı, çeşitli aracılarla reel ortama taşımayı başardık. 6 – Üstteki sorudada belirttik, bireyselciligin, egoizmin yogun oldugu bir sürecteyiz. Tüm bu kisilik sorunlari toplumsal olarak örgütsüzlük gibi yanlarada sahip. Toplumsal sorunlara karsi bireylerin birlikte hareket etmeden bir seyleri degismesininde mümkün olmayacagindan hareketle Internetin ve özelinde sitemiz Gencligin Sesi’nin ortak hareket etme, birlikte tavir koyma gibi durumlara etkisi ne olmalidir? Bireyselcilik, egoizm ve ırk milliyetçiliği gibi kavramlar revaçta ise öncelikle bunlara alternatif olan kavramları tabanı geniş tutarak gerekli kitleye ulaştırmak lazım.Kişisel evrimini tamamlayamamış bireylerden toplumsal devrim beklemek boş bir hayal olur.Örgütlü olmak, tepkileri toplumsallaştırabilmek için şarttır.İnternet reel de ulaşamayacağın geniş bir kitleye ulaşma imkanı veriyor, bu imkan; ortam nasılsa sanal mantığını aştığı zaman iyi bir örgütlenme aracı olabilir.En kötü ihtimalle örgütlenme olmasa bile bilinçlendirme olabilir.Site bu anlamda reelde bir örgütlenmeyi bütün üyeleri bazında gerçekleştiremiyorsa bile bilinçlendirme görevini yerine getiriyor.
Bucak aşireti hakkındaki bilgiler aşağıda takdim edilmektedir. Ancak bu bilgileri rapor haline getiren kamu görevlilerinin, çok dikkatli ve itinalı bir üslup kullandıkları dikkatten uzak tutulmamalıdır. Köken olarak Diyarbakırlı olan Bucaklar, 200 yıl kadar önce Diyarbakır’dan Siverek’e gelmişlerdir. Cumhuriyet’in kuruluşundan sonra Şeyh Sait isyanı sırasında, Cumhuriyet’ten yana tavır almış ve isyancılara karşı savaşmışlardır. Bucaklar üç kez (Atatürk zamanında, İ. İnönü zamanında ve 27 Mayıs’tan sonra) sürülmekten kurtulamamışlardır. Ancak, Şeyh Sait isyanından bu yana devletin yanında yeralmışlardır. 27 Mayıs’tan sonra aşiretin lideri Celal Bucak ve Sedat Bucak’ın babası Hakkı Bucak, Yassıada’da bir süre tutuklu kalmalarına rağmen Siverek’teki iktidarlarını muhafaza etmişlerdir. Ş. Urfa / Siverek ilçesinde 1980 yılı öncesinde de aşiretler arası çatışmaların yaşandığı bilinmektedir. Dolayısıyla Siverek, PKK ve KUK gibi iki güçlü Kürt örgütün aşiretleri yanlarına alarak olayları tırmandırmaya çalıştıkları bir yöredir. Bucak aşireti “Zaza” olup, Demokrat Parti zamanından bu yana TBMM’nde temsilci bulundurmaktadır. Sedat Bucak, amcası Mehmet Celal Bucak’ın ölümünden sonra, Bucak Aşireti reisi olmuştur. Ş. Urfa milletvikili Sedat Edip Bucak’ın liderliğini yaptığı “Bucak Aşireti,” Siverek ve Hilvan ilçelerine büyük ölçüde hakim olup, aşiret içerisinde kayda değer bir ayrılık - hizip bulunmamaktadır. PKK’nin Ş. Urfa / Siverek’e verdiği önem ve bu alanda hakimiyet sağlama arayışlarına paralel olarak 1993 Eylül ayından itibaren Bucak aşiretinin de 7-8 bin civarında mensubunu silahlandırdığı bilinmektedir. PKK’ye karşı sürdürülen mücadelede Eylül 1993 tarihinden itibaren tamamen Devlet yanında yer alan aşiretin, Siverek ve Hilvan’da 10.000 civarında korucusu bulunmakta olup, bunlardan 5.000 kadarı devletten maaş alan “Geçici Köy Korucusu” statüsündedir. Çoğunlukta olan ve devletin izni ile silah taşıyıp, görev yapan korucular ise, “Gönüllü Köy Korucusu” olarak sınıflandırılmaktadırlar. Ayrıca, aşiretin özel koruma olarak adlandırılan silahlı mensupları da bulunmaktadır. Özel koruma ve gönüllü korucular devletten maaş almamaktadırlar. (14) Sedat Bucak’ın 1993 eylül ayından itibaren Siverek’e bağlı köyleri tek tek gezerek, PKK mensuplarını barındırmamaları uyarısında bulunduğu, yöredeki ikinci büyük aşiret olan İZOL aşiretinin de Bucaklar’ın kararını benimseyerek silahlandıkları mevcut bilgilerdendir. Bucak aşireti liderliğinde başlatılan bahsekonu çalışmalar, bölge halkında, aşiret mensuplarının güvenlik kuvvetlerinin kontrolü dışında hareket edebileceği endişesini doğurmuştur. Bazı eski suçlu ve işsizlerin Bucak grubuna sızdığı iddiaları, zaman zaman bazı mahallere gereksiz yere ateş açılması, halk üzerinde korku ve panik yaratmıştır. S. Bucak Devlet Güvenlik Güçleri ile yakın işbirliği içerisinde aşiretini silahlandırmış, muhtelif tarihlerde Siverek’teki evinde yetkililerle toplantılar gerçekleştirmiştir. Aralık 1993 ayında yine Siverek’teki evde yapılan bir toplantıda; S. Bucak, Korkut Eken’e kısa bir brifing vererek, devletten özellikle roketatar ve benzeri güçte silah istediğini dile getirmiştir. Keza S. Bucak, İl J. A. K. Alb. Seral Saral’dan da Jandarma bölgesinde “illegal adam alma yetkisi” istemiştir. Anılan, ayrıca PKK faaliyetlerinin Diyarbakır / Çermik’te yoğunlaştığı, Çermik’e de müdahale etmek istedikleri, ancak Çermik J. Blg. Komutanlığı’nın Bucaklar’a zorluk çıkardığını, benzer olumsuzlukların Viranşehir İlçe J.Bl.K.’lığı ile de yaşandığını belirtmiştir. Bunun üzerine Alb. S. Saral ve K. Eken bu olumsuzlukların süratle halli için girişimde bulunacaklarını taahhüt etmişlerdir. Mezkûr dönemi müteakip Siverek ve çevresinde PKK’ye büyük darbeler vurulmuştur. Ancak bölgede mahalli güvenlik güçlerinin operasyonları tamamen BUCAK aşiretine devretme eğilimine girmesi, operasyonların aşiret ileri gelenlerince planlanması ve uygulanması, bölgede Devlet kontrolünün zayıflamakta olduğunu da ortaya koymuştur. Bilahare aşiret mensuplarınca ilçe merkezinde gelişi güzel ateş açılması, bazı şahısların güvenlik güçlerinin bilgisi dışında evlerinden alınıp, sorgulanmaları, ve sorgu adı altında alınan şahısların öldürülmesi 29.11.1993 tarihinde Siverek’de bazı işyerlerinin Bucaklılar tarafından taranması, 07.12.1993 günü Siverek yakınlarında iki PKK gerillasının ölü ele geçtiği olayda yakalanan ve yer göstermesi gereken Siverek doğumlu Hatun Taşkaya adlı gerillanın, Bucaklılar’ın otosunda trafik kazası sonucu 3 aşiret mensubu ile birlikte ölmesi, Bucak aşiretinin bölgedeki Kırvar, Karakeçili gibi aşiretleri de hakimiyeti altına alma girişimleri, Bucak aşiretinin kontrol dışı gelişimini ortaya koyar mahiyettedir. Aşiretin Siverek bölgesinde PKK’ye karşı etkin olması, aşirete bazı ayrıcalıkların tanınmasını beraberinde getirmiştir. Kaçakçılığa adı karışanlara müsamahalı davranılmış, silah talepleri büyük ölçüde yerine getirilmiş, hatta havaya ateş ederek yaptıkları gövde gösterileri hoşgörü ile karşılanmıştır. Keza, Bucak - Devlet ilişkileri mahalli üst düzey temaslarla sınırlı kalmamış, zamanın Em. Gn. Md. Mehmet Ağar ve OHAL Valisi Ünal Erkan ile çok samimi ilişkiler geliştirilmiştir. (Aşiret reisinin siyasi ilişkileri nedense zikredilmemektedir.) Diğer taraftan, aşiret mensuplarından uyuşturucu ve silah kaçakçılığına adı karışanların sayısal olarak fazlalığı dikkat çekmektedir. Dönem içerisinde, Bucak aşiretinin korucu başlarından Adil Akpirinç adlı şahsın, Ş. Urfa Emn. Md.’lüğü Narkotik Şb. ekiplerince yüklü miktarda eroinle yakalandığı öğrenilmiştir. (17.11.1997 Radikal) Ancak, tüm yakalanmalarda konu aşiretten uzak tutulmakta, bireysel faaliyet olarak yansıtılmaktadır. Esasen bu tavrın dışına aşiret yapısı itibariyle, çıkmak mümkün olmamaktadır. Aşiret ile PKK arasında husumet doğması ve çatışma çıkmasının, ideolojik olmaktan ziyade, PKK’nin aşiret dokusunu bozar tarzda propagandaya yönelmesi ve aşiretçilik, feodalizmi ortadan kaldırmak gibi düşünceleri yayması da neden olmuştur, Bucak aşireti korucuları, 1993 son dönemi itibariyle polis veya jandarma ile pusu faaliyetlerine katılmaya başlamıştır. Ayrıca aşiret mensupları, kendi aralarında haberleşmeyi sağlamak amacıyla merkezi Sedat Edip Bucak’ın evi olmak üzere telsiz sistemi oluşturmuşlardır. “Bucak Aşireti Korucubaşı Bedir Yiğitbay’ın ocak 1997 itibariyle çevresinde yaptığı konuşmalarda “Bucaklar devlettir, devlet onlara hiçbirşey yapmıyor, aşiretin himayesindeki iki kişi Siverek / Çaylarbaşı - Susık (Bükeç 09-72) köyünde bulunmaktadır. Devlet soruşturması da bir şey yapamaz” şeklinde beyanda bulunduğu yolunda duyumlar alınmıştır. Ayrıca Siverek’teki Kejan aşiretinin reisi Ahmet Kıran’ın, Bahçelievler katliamı ve Topal cinayetine adı karışan Haluk Kırcı’nın Sedat Bucak’ın evinde saklandığını ve kendisine yeni bir kimlik hazırlandığını açıklaması (21.10.1997 Radikal) üzerine, evinin bir bölümü DYP Siverek Belediyesi’nce yıktırılmıştır. (01.11.1997 Milliyet). (KEJAN aşiretinin KIRVAR aşireti, Ahmet Kıran’ın da Ahmet Kırvar olduğu değerlendirilmektedir.) Bu durum, aşirette yer alan şahısların kendilerini ayrıcalıklı gördüklerinin bir göstergesi olarak belirtilebilecektir. Öte yandan, Bucak aşireti ileri gelenlerinin devletten toplu veya aylık para aldıkları hakkında bir belirlememiz mevcut değildir. Gönüllü korucular da aşiretten para aldıklarını kesinlikle beyan etmemektedirler. Ancak, aşiret gelirlerinin özel ve gönüllü korucuların istihdamında kullanıldığı bir vakıadır. Başka bir deyişle aşiret, varlığını ve yapısını muhafaza için PKK ile yaptığı silahlı mücadeleyi devlete çok iyi pazarlayabilmiş, yasadışı davranışlarlarını da bu sayede örtebilmiştir. Susurluk olayını müteakip devlet kuruluşları nezdindeki itibarı bir ölçüde sarsılan Bucak camiası ile yöresel ilişkilerin daha ihtiyatlı sürdürüldüğü gözlenmektedir. Bunun yanısıra, Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP)’nin devreye girmesi ile birlikte toprak ağalığından vazgeçmek isteyen bölgedeki aşiret reisleri, artık sanayi tesisleri kurma yarışına girmişlerdir. GAP, bölgedeki aşiretlerin toplumsal rolünü de değiştirmeye başlamış, aşiretler ve reisleri artık sahip oldukları köy sayısı ve arazilerinin büyüklüğü ile değil, kurdukları sanayi tesisi sayısı ile yarışır duruma gelmişlerdir. Bucak aşireti reisi ve DYP Şanlıurfa Milletvekili S. Edip Bucak’ın kardeşi Ahmet Ersin Bucak da, özelleştirilen bir teneke fabrikasını satın alarak sanayiciliğe başlamıştır. Bu durum, yüzyıllardır bölgede birden fazla köye ve onbinlerce dönüm araziye sahip olarak bilinen bazı aşiret reislerinin, yatırımlar nedeni ile köylerini terk ederek, “ağalıklarına” son verip, çeşitli merkezlere yerleşmelerine neden olmuştur. Sonuç olarak, bölgesel nitelikte de olsa aşiretin ve silahlı mensuplarının “devlet içinde devlet” görünümünden süratle uzaklaşmalarını ancak, iyileştirme girişimleri müddetince gönlülü korucuları dağıtma veya silahlarını kısa zamanda toplama gibi aşireti PKK’ye yakınlaştırıcı radikal uygulamalardan kaçınılmasının yararlı olacağı mütalaa edilmektedir. Yukarıdaki satırlarda; “Devletten maaş alan 5.000 Geçici Köy Korucusu, devletin izni ile silah taşıyan Gönüllü Köy Korucusu, ayrıca aşiretin özel koruma olarak adlandırılan silahlı mensupları ibareleri ile Sedat Bucak İl Jandarma Alay Komutanı Albay Seral Saral’dan Jandarma Bölgesinde ‘İllegal adam alma yetkisi’ istemiştir cümlesi, bölgede güvenlik güçlerinin operasyonları tamamen Bucak Aşireti’ne devretme eğilimine girmesi, operasyonların aşiretin ileri gelenlerince planlanması ve uygulanması, Bucak aşiretinin bölgedeki Kırvar, Karakeçili gibi aşiretleri de hakimiyeti altına alma girişimleri, kaçakçılığa adı karışanlara müsamahalı davranılması, silah taleplerinin büyük ölçüde yerine getirilmesi, aşiret mensuplarından uyuşturucu ve silah kaçakçılığına adı karışanların sayısal olarak fazlalığı, Korucubaşı Adil Akpirinç’in yüklü miktarda eroinle yakalanması” gibi ifadeler Bucak Aşireti’nin durumunu yansıtmaktadır. “Aşiret ile PKK arasında husumet doğması ve çatışma çıkmasının, ideolojik olmaktan ziyade, PKK’nin aşiret dokusunu bozar tarzda propagandaya yönelmesi ve aşiretçiliği, feodal yapanın tamamnem ortadan kaldırmaya yönelmesi” Bilhassa “aşiret, varlığını ve yapısını muhafaza için PKK ile yaptığı silahlı mücadeleyi devlete çok iyi pazarlayabilmiş, yasadışı davranışlarını da bu sayede örtebilmiştir” yorumu dikkate değer bir ifadedir. Sonuç olarak da aşiretin ve silahlı mensuplarının “devlet içinde devlet” görünümünden süratle uzaklaştırılmaları, Aşiretin, aşiret yöneticilerinin devletle ilişkilerinin gözden geçirilmesi, yasadışı tüm iş ve işlemlerinin özel bir çalışmayla ortaya konması gerektiği düşünülmektedir. DİPNOTLAR (14) Yörede uzun yıllar çalışmış bir hukukçu, Bucaklar’ın emrindeki korucuların sayasının 50 bin olduğunu, adam başı 1.000 YTL (1.000.000.000 milyar ) ödense bu kaynağın nereden geldiğinin sorulması gerektiğine işaret etmektedir.
Kadinlar…. Esmer veya sarisin…Guzel veya cirkin…Deli veya akilli…Genc veya yasli…. Her ne kadar farklı gözleri,farklı yüzleri, farkli renkleri olsada, onlar sadece bir kisidir.Kadindir… Nice acilar, sevincler, sevdalar birakmislardir arkalarindan veya yasamaktadirlar bilinmez. Nice sayisiz siirlere, romanlara, turkulere, hayat vermislerdir. Kac destan yazilmistir, namlarina asirlardir surmekte olan. Kimlere nasip olmustur gul, nergis,menekse,lale, defne isimleri…. Kime sunulmustur o en kutsal Analik gorevi, canindan can yaratmak…. Kadin berraktir, asktir, guzelliktir, vefadir………. Bu kisa yazimda bir nebzede olsa sizlere Kadin olmanin zor oldugu kadar cok guzel yanlarininda var oldugunu sunmak istedim. Sadece sunun bilinmesini isterim ki ben dunyada kadinarin maruz kaldiklari olaylardan bihaber degilim.Yazmaya karar versem sonu gelmiyecek kadar cok.Bunun bilincindeyim. Ben sadece icimden gecen bikac biseyi yazmak azda olsa o grimsi, duman kaplamis gokyuzune bir gunes isini tutmak istedim. Karamsarliktan cikmanin en dogru yolu bence karamsarliktanda iyilik cikarabilmektir ! Saygilar…