Şeref yoldaşın ardından öğrendiklerimiz Ülkede 68 gençlik hareketi ile boşlayan devrim ve sosyalizm mücadelesi 40 yıl boyunca sür(dür)dü Şeref yoldaş. 70’li yıllarda yükselen toplumsal hareketliliğe bağlı olarak partinin kuruluşunda ve sonraki süreçlerinde aktif olarak yer almıştır. İşkencelerdeki direnişiyle sadece yoldaşlarının değil karşı devrimci gruplarında saygınlığını kazanan* Şeref yoldaş partiye ve devrime kazandırdıkları hep göz önünde olmuş o, çalışmaları ve devrimci yaşam tarzı ile bizlere örnek olmuş bir önderdi. Burada iki konuya değinmek istiyorum; Birincisi, anısına düzenlenen törenden öğrendiklerimiz. 29 Eylül tarihinde İstanbul’a doğru yola çıktığımızda oldukça bozuk bir morale sahiptik. Yolda hiçbirimiz konuşmadık. Yada çok genel konularda zorunlu durumlarda konuştuk. Araçtaki büyüklerimizin birkaç soru veya herhangi bir konudaki görüşlerinin dışında konuşma olmadı. Çünkü hepimizin morali bozuktu. Çünkü önderimizi kaybetmiştik. Çünkü bir yoldaşımızı yitirmiştik. Böyle düşünüyorduk. Tören günü Karacaahmet Cemevi önünde toplanmaya başladığımızda da çok fazla bir değişiklik yoktu. Ancak durum tüm kentlerden ve bölgelerden gelen Devrimci Komünistler ve Genç Komünistler ile değişti. Bir farklılık vardı. Yani böyle suspus, böyle üzgün üzgün olmazdı. Çünkü bize ölüm yoktu, çünkü bize moral bozukluğu yakışmazdı. Zaten böyle öğrenmemiş miydik? Tüm yaşanan pratikler ve yol göstericilerden “en kötü şey umutsuzluktur” diye öğrenmemiş miydik? Tüm dinamiklerimizin öncelikle iyi bir morale ve inanca ihtiyacı olduğu bir dönemde bu moral bozukluğu olmazdı. Belki yaklaşık yedi bin kişi böyle düşündüğü için coşkuyla heyecan ve istekle haykırdık Devrim ve Sosyalizm sloganımızı. Birbirimize bağlılığımızı hiç tanımadıklarımızın koluna girerek haykırdığımız parti ve devrim yeminlerimizle gösterdi. Tanımadıklarımıza selam verdik tanımadıklarımız sigaralarımızı yaktı. Ve Şeref yoldaşı ebedi ikametgâhına götürdük. —Rahat uyusun ve rüzgar onunla, güneş onunla olsun- Çok farklıydık İstanbul’dan dönerken. Daha bir istekli, daha bir coşkulu ve daha bir yoldaştık döndüğümüzde. Aslında Şeref yoldaşı uğurlarken bana göre bir şeyi öğrendik. “Nasıl mücadele edilir” bunu öğrendik işte orada. Ve daha ne mi öğrendik oradan? Yedi bin kişilik bir dayanışma duygusunu öğrendik-ki oradakiler bunun alasını biliyorlardı- yalnız orada toplumsal baskı ve kurtuluş mücadelesinin bugünkü durumunun getirdikleri ile daha bir coşkuyla haykırdık sloganlarımızı… Söz verdik Şeref yoldaşı yatacağımıza ve onun bıraktıklarını devam ettireceğimize söz verdik. O büyük gün geldiğinde hayatta olmayacağız belki. Belki de o büyük gün geldiğin toprağın altında da olsa bedenlerimiz aynı hız ve heyecanla çarpacak kalbimiz. Biz bundan sonra istek ve heyecanımızı artırarak partili yaşamı hayat biçimimiz haline getirerek, geçmişten öğrendiklerimizi geleceğe aktararak ilerleyeceğiz. Ve Şeref yoldaşın ardından belki bir kez daha… Bine bir daha haykırdık mücadelemizi sürdüreceğimizi. Şimdi artık mücadele zamanıdır. Şimdi işçi sınıfının arasında, hak gasplarına ve kıyım yasalarına karşı kamu emekçilerinin arasında ve yoksul Kürt işçi ve emekçilerinin yanında “Tam Demokratik ve gerçekten bağımsız bir ülke için” mücadele etmeye…
YAŞASIN! Devrim ve sosyalizm Yaşasın parti ve iş ekmek özgürlük mücadelesi
Şeref Aydın yoldaş ölümsüzdür
Selamlayışların Bireysel Kimliklerde İçtenliği Yansıtmak Konusundaki Yeterliliği Tartışılır. Eğer Yürek İçten Bir Selama Açıksa Bir Mimik Bile Yeterli Gelir İnsana Ki Bu Algının Oyunudur. Oyuncu Kendisini,Olmak İstediği Dünyaya Yakın Tutmak İçin Aldatır. Yalnızlığın Yüzüne Vurduğu Anlarda Drama Başlar; Kendi Dramına. Arayışları, Bilinmezlikleri, Umudu ,Sevdası ,Kavgası Repliklerin Yankısıdır. Hüznü Damıtılmış Bir Öfkedir Şimdi Zaman.Montaine Der Ki Tavus Kuşuna Haddini Bildiren Ayaklarıdır. Tavus Kuşunun Ayakları Çirkindir, Kanatlarıysa Görenlerin Gözünü Alacak Kadar Heybetli.Ayaklarının Çirkinliği İle Kanatlarının Heybeti Arasında Tavus Kuşu Başladığı Monologu Tamamlar. Évet Ayaklarım Çirkin Size Göre; Kanatlarım İse Hepinizin Kabul Ettiği Gibi Harika! Tabi Eğer Siz Görmek İsterseniz Ancak Ben Yine De Kanattan Ve Ayaktan İbaretim.Ayaklarımı Beğenmeyebilirsiniz,Ama Onlara Bakmaya Cesaretiniz Yoksa Suç Benim Mi ? Birisi Herkesin Önünde Size Ayaklarıma Da Bakmanızı Söylemeseydi ,Ben Haddimi Nasıl Bilebilirdim.? Sizler Benim Kanatlarımın Güzelliğinin En Başta Ayaklarımın Çirkinliği Tarafından Sınırlandırıldığını Göremiyorsunuz.Beni Donduruyorsunuz.Bana Bir Fotoğrafa Bakar Gibi Bakıyorsunuz.Bende Sadece Güzelliği Görmek İstiyorsunuz,Benim “ Kimlik” İmi Ortadan Kaldırıyorsunuz.Yürüyüşümün Beslenmemin Çiftleşmemin ……Sizin İçin Hiçbir Önemi Yok .İçimi Samanla Doldurup Evinizin Bir Köşesine Koyduğunuz “Ben” İle Karşınızda Canlı Olarak Bulunan Ben Arasında Hiçbir Fark Yok Sizin İçin Çünkü Siz Benim Güzelliğimle Gerçeğimi Ayıramıyorsunuz.Ortada Hiçbir Şey Kalmıyor O Zaman ”Kimliksiz Bir Kanattan Başka” Her Sorgulayış Bir Gerçeğin İzini Bıraksın Yüreklerimize
Son on yıllık süreç içerisinde ülkemizde sayıları hızlı bir şekilde artan faast food lokantaları ve hazır yemek yeme alışkanlığının iyice su yüzüne çıktığı bir dönemi yaşıyoruz. ABD ve AB ülkelerinden ihraç edilen yeni bu yemek kültürü ülkemizde artık hatırı sayılır bir piyasa elde ettiği ;özellikle genç kuşaklarda vazgeçilemez bir hal aldığı bir gerçek durumuna geldi. Burada akla gelen iki problem açığa çıkıyor. Biricisi ABD ve AB manşeili ürünlerin bir kuşatması;ikincisi bence daha da vahimi bu yemek yeme alışkanlığı ile üretimden kopmaya,binlerce yıllık yemek kültürünün değişmesine yol açmaktadır.İnsanlığın bu günkü kişiliğini başındaki en etkileyici öğe üretmektir .üretmeye başlamakla birlikte insanların bu güne kadar hızlı bir gelişim seyrinin bu yeni kültürle beraber bir geri adım sürecine girdiği düşünüle bilir. Yaşamımız içersinde önemli ve uzun zaman tutan yemeğin hazırlanması ve aile bireylerinin birlikte hazırlanış ve genel olarak birlikte tüketime katıldığı sonrasında çay ve kahve faslı ile aile bireylerinin birlikte zaman harcamasın yol açtığı için insani ilişkileri güçlendirdiğini unutmamalıyız.Hazır yeme alışkanlıklarıyla beraber bunları birer birer kaybetmey başlıyoruz artık duymaya hasret kalacağız galiba annemizin oğlum açsan sana yemek hazırlayalım deyişini artık açsan kendine bir şeyler söyleye doğru gidiyor durum yada eve gelmeden yenmeli yemeğimiz Artık üretmeye paylaşmaya değil sadece hızlıca ve daha fazla tüketmeye doğru gitmekteyiz.Daha az yaşanmalı ailenin birlikte bir şeyleri hazırlayıp paylaşması daha az bir araya gelmeliyiz sofralarda dostlarımız la . kapitalizmin istediği tplum şekli bu üretmeyen paylaşmayan bir araya gelmeyen kendisine ve ve geçmişine kültürüne yani insanlığın bu günlere getiren öğeleri ortada kaldırmaya uğraşıyor . Diğer bir yönden bakarsak abd toplumunun bu tip hızlı sağlıksız beslenmeden dolayı binlerce kişinin oboziteyle boğuşmasının ve hatta abd de zıtflamak için her yıl milyarlarca doların zayıflamak için harcandığı ortada .milyonlarla insan açlıkla boğuşurkken! Bu tip beslenmenin sağlık sız olduğunun açıklamak içim yeterli sanırım. Kapitalizm dört koldan insanlığın binlerce yıllık birikimine kar hırsı ile yok etmeye çalışmakta ve bunların içerisin de fast food kültürü ile binlerce yıllık yemek kültümüzü bir tehdit altına alarak kendimize yabancılaşmaya yol açmakta.kaybolan sadece yemeklerimiz olmayacak onun bu günlere getiren oluşumun sağlayan her şeyin yani özümüzün kaybedeceğiz . Gelin bu gün çiğ köfte yoğuralım yada yaprak saralım kalem gibi bide mandı açalım sabırla minik minik hazırlayalım alnımızda ki terlere aldırmadan ÜRETELİM hamburger inat
Günümüz insanligina bu terim yeterlimidir? Ya da cokmu acimasizca oldu baslik! Ben ne bu terimin yeterligine inaniyorum ne de cok acimasiz oldugununa. Yetersiz buluyorum her ikisinide… Irak bir cok medeniyete besiklik yapmis, ve bir cok savas gormus bir ulke. Son bir kac ayin bilancosu en az alti bin ölü. Irak en kadim tarihten bu vakte kadar hic bir zaman böyle ölüler ülkesi olmadi. Bize gore ölenler sadece irakliydi,iraklilara göre ise ölen insanlikti. Ölen her kim ise öldürende oymus megerse. Bunu yeni basltan anlamak icin ölmek gerekmiyor,ölenin yerine bir ölmek yeterli oluyormus sadece. Bir kac ülkeyi catsi altina toplayip bir güc dengesi haline getiren AB ve diger yandan dünyada tek Güc ve dünyanin kosulsuz tek hakimiyim diyen ABD sadece irakla sinirli olmayan bütün bir ortadoguyu kapsayan cirkin emeller pesinde olan iki gücün insanlik adina isledikleri suclar durmadan büyüyor, ve insanlik buna dur diyecegine alkisliyor Ondandir ki, ben insan sifatinda bir insanim mahluk degilim diye her insan bu soruyor sormali kendisine ve cevresindekilere diye düsünüyorum. Filistin bir ortadogu ülkesi Cocuklarin tank ve fuzelere karsi sapanla karsilik vermesi artik olagan bir durum haline gelmis. Filistinde bir cocugun eline yakistigi kadar silah,oyuncak yakismiyor artik Iyi bir haber gelmeyeli asirlar olmustur filistinde Bir müjde gibi dagilrken ölüm haberleri… Insanligi ortadogundan mezopotamya cografyasindan alan batili ülkelere her gün kanimizi akitirak bize insanlik dersi vermeye calisiyorlar… Her ne kadar batili ülkeler bizi siniflandirsada biz insanligin mezat pazarlarda satildigini cok iyi biliyoruz.. Kanimiz üzerinden politika yapmaya devam edin ama sunu unutmayin bir gün birileride cikip sizin kaniniz üzerinde politika yapacaktir. Gölesen kanimiz bir gün sigmayip yatagina akacaktir hemde bir tuafan gibi,iste o zaman kani akanlar degil kani akitanlar kan gölünde bogulacaklardir… Gelelim ortadogu cografyasnin en yerlisik halki olna kürtlere! Güney kürdistan suan bagimsiz haraket etsede, süriye ve iran,nin yüregi kuzey kurdistanla birlikte atiyor… Sürec gercekten bize birlesmeyi zorunlu kiliyor, bu birlesme sadece kürtleri degil gercek anlamda bütün sol örgütleri kapsayacak bir sekilde olmalidir. Gecmiste yapilan hatalari bir yana birakmanin zamani geldi ve gectide artik insanlik adina kanin durmasi adina birbirimize kenetlenmeliyiz bizi bir kere kabul edeni biz iki kere kabul etmeliyiz. Asil atigim basliga gelmek istiyorum “Bitkisel hayatami girmis insanlik“ Bugün kürtlerin en insancil isteklerine bile insan disi mühamelerle bastirmaya calisan, bir baba ve 7 yasindaki kiza (rozerin) hic acimadan 92 kursunla canice kaatleden bir zihniyete insanlik neden ses cikarmiyor? Bugün barisi isteyen kürtler oldugu halde neden? Kürtler terorist olarak lanse ediliyor. Insanligin hangi tarihinde baris isteyen bir ulusa terorist damgasi vurulmustur. Savas naralari atanlar hakli baris elini uzatanlara hakisiz gözèyle bakan bir insanlik bitkisel hayata degilde nerdedir? Savasmakmi gerekiyor terorist olmamak, hakli cikmak adina? Duyarsiz bir insanligin bir hayvandan ne farki olabilir ki
Sevmek nedir? Bunun milyonlarca cevabı ve anlamı var. Ve tabi ki ortak yorumlar, anlamlarda dâhil olmak üzere. Ne şiirler yazıldı aşk ve sevgi üstüne ne hikâyeler okuduk duyduk bunun adına. ve ne çok kan döküldü sevgiliye ve sevgiye duyulan özlem adına. Ne kadar insan aldatıldı bu sözlerle ve ne kadar mutlu oldu kimisi sevgi ve aşkı yaşarken. Ferhat ile şirindi aşk. Kerem ile aslı oldu bir zaman. Leyla ile mecnundu gül ile bülbül Mem ile Zin’i di yaşanan sevgi. Duyanlar okuyanlar bilir eskilerin sevgi ve aşk bağlılığını öyle yüceydi ki dilden dile gelmiş ve hakların belleğinde adeta destanlaşmışı. Ferhat aşkı için dağlara küllüngüyle vurur şirinin suretini demirlere işlerdi. Bir haber yollarlar Ferhat’a Şirin öldü diye. uçurumdan atar kendini Ferhat. Bedeni uçurum taşlarında parçalanır aşağı düşer ve dilden dile gelir onun bu sevdası için amansız mücadelesi. Kerem âşkının deli divane halleri döner dururdu. Gönül alır aklı teslim olur bilinç. ve kör sağır dilsiz ve birde sevgili kalır bedenin tüm uzuvunda. Kerem de bu hali ile zifaf gecesinde bile devam eder ve kereme giydirilen elbiseyle aslı yanar, kerem yanar bir aşkları kalır geriye birde yanan bendelerinden arda kalan küller. Aşk bazen gül idi bülbülün kanını döken oldu. Ve sevmek bu anlama geldi. seviyorsan öleceksin oldu bülbülün kanını döken gülün dikeni. Eskilerin aşk anlatımı ile yenilerin aşkları ne kadarda farklı birbirinden birinden birinde ölümüme destanlaşan bir sevgi öbüründe ahlâksızlığın bin takla olduğu bir heyula. Kapitalist sistem tüm her şeyi metalaştırdığı için duyguları da metalaştırmış Pazarlığa çıkartmıştır. Günümüzün binlerce aşk hikâyesine ya da yaşanan aşkların durumuna bakıldığında bile ne kadar basit ne kadar piyasa malı ve ne kadarda ucuz olduğu görülür. Reklâmlar, afişler, barlar, müzikholler, binlerce sanatçı (kimliksiz soytarı) hep bu aşk ve sevgi üzerine çalar, söyler, vurur, döner. Bakarsınız ki aşkın, sevginin bütün halleri varmış gibi gelir insana. Elbette bu yapılanların aşk ve sevgi adına bunca maskaralığın, soytarılığın içi boşluğun ta kendisiydi aslında. Evet kapitalist sistem ve devleti her şeyi metalaştırdığı için bu insani duyguları da metalaştırmış, üzerinden rant elde etmiştir. Diyebilirsiniz ki toplum bu tür şeylere aşina ve seviyor. kendi duygularını, düşüncelerini bu içi boş aşk ve sevgi anlatımlarıyla, şarkılarla dolduruyor ve ona göre yaşıyor. Evet bu bir bakıma doğrudur. Çünkü kapitalist sistem sadece insanları sömürmekle kalmaz, sömüreceği topluma ve bireye bir kişilik ve karakter de vermeye çalışır. Bundandır ki toplum ucuz aşk ve sevgi anlatımlarına, şarkılarına, reklâmlarına bu kadar yöneliyor. Bunun sonuçlarına bir göz attığımızda toplumun müthiş bir dejenerasyon ve ahlaki çöküntü içinde olduğunu göreceğiz. Bu dejenerasyonun bireyin aşk ve sevgi ilişkilerinde ki yansımalarına baktığımız zaman çok çarpıcı durumlarla karşı karşıya kalıyoruz. Birini seviyorsun, gönül veriyor, fedakârlık yapıyorsun, canını malını tüm değerlerini paylaşıyorsun birden bakıyorsun ki verdiğin bütün emekler ateşin ardından kalan kül gibi savrulup gidivermiş. Emek, paylaşım, değer, özlem, sevda, bağlılık, fedakârlık, yaşanan onca güzellik yerini basit bir metaya ve cinsel bir ilişkiye bırakabiliyor. Elbette ki bunlar sebepsiz değildir. Buna da bir anlam vermek gerek. Toplumsal çürüme kendisiyle beraber bireyi ve bireyin duyguları da çürütmüş, insani olan tüm duygu ve düşünceleri beş paraya indirmiş. Ahlaksızlık, yüce değerler olarak algılanmış ve ön plana çıkmıştır. Kerem ile Aslı’yı, Ferhan ile Şirini, Siyabend ile Xece’yi yaşamak bülbül gibi kanatlarını sevdası için gülün dikenine batırmak artık bir masaldan öteye gidemiyor günümüzde. Bunun yerine kafeler, fiziki güzellik, maddiyat vb. etkenler almıştır. O yüce duyguları tertemiz yaşamak gerçek anlamıyla insan olabilmekten geçer. Biz kendi özümüze döndükçe bir insanın değeri artık bir cep telefonu fiyatından daha fazla olabilecekse ya da insan beğeni duygusunu makyajlarla, jölelerle değilse kendi insani değer yargılarıyla ölçmeyi başarabilmiş ise, Ferhat ile Şirin’in destanları ile Mem’u Zin’i tekrar yaşayabileceğiz. Dünyanın en saf, en güzel, en duru ve en insani duyguları olan bu duygular elbet onları kirleten faktörlerin bitmesiyle kendi özünü bulacaktır. İnsanoğlu insanın insana kulluk yaptığı beş paraya tüm değerlerini sattığı bu düzeni, tüm pisliğini yıktıkça toplum ve birey de bu kirlilikten arınacak , sevgiler ve aşklar en anlamlı halini bulacaktır. Bunun haricinde söylenen ucuz aşk şarkıları, sözler, şiirler, çiçekler, miçekler hikâyedir. Sevda üstüne söylenen bunca şey atılan onca takla okkalı cümleler boştur, yalandır, dolandır. Toplum temizlenmeden duygularda temizlenemez. Şayet öyle olmasaydı insanoğlu sevginin ve aşkın açlığını çekmez, bu kadar olumsuz durum ortaya çıkmazdı. Bunda ne kadın şeytandır ne erkek melektir. İlişki süresi içinde yaşanan tüm şeylerin değeri o kadar ucuza gelebilmişse herkes ihanetten sadakatsizlikte, sevgisizlikten (karşılık vermiyor yaptıklarına vb.) sözler gibi yakınmalar artmışsa herkes yaşadığı toplumun nasıl bir toplum olduğunu, o toplumda yaşayan bireylerin nasıl bireyler olduğunu ve insan duygularının nasıl böyle olabildiğini görebilmesi gerek. Yoksa hikayeler, masallarla, canım cicimlerle sevda ve aşk yürümez. Sadece insanın insanı cinsel ve maddi anlamda sömürmesi geriye kalır. Bunu da güzel diyen insanlara bir sözümüz yoktu. Dilediği bataklıkta yaşayabilirler. Fakat bu kirliliğe inat bu duygunun en güzel ve en temiz halini yaşamak isteyen insanlara çağrımdır; yaşadığınız düzen ahlaksızlığın ahlak olduğu, insanın birbirini kullanmasının sevgi olarak görüldüğü bunun üstüne binlerce sözün (elbette boş ve aldatmadır) söylendiği bu düzende siz tüm güzel duygularınızı boş yere harcayıp ömrünüzü heba ediyorsunuz. Bu düzende gerçek sevgi ve aşk olamaz. Bu düzeni yıkalım. tekrar Ferhat ile Şirin’in, Kerem ile Aslı’nın o saf gerçek, harbi aşkını ve duygusunu hissedebilelim. Öyle bir hissedelim ki tüm pisliklerden arınan, bir sevgi ve aşk kalsın geriye…
1 – Gencligin Sesi internet sitesini ne zamandir taniyorsun ve nasil ulastin? Gencligin Sesi ile tanismam 1.5 yil oncesine dayali, ama siteye nasil ulastigimi hatirlamiyorum acikcasi :).Hatirladigim benzeri bi kac site ye uyelikte bulundum, ilk kullanici sifresini Gencligin Sesi oldugu icin bende onda tutuklu kaldim..Kisacasi arkadaslar bir girdim bi dahada cikamadim 2 – Cagin en ileri iletisim araclarindan biri haline gelen Internet ortaminda Gencligin Sesi gibi sitelere ne gibi roller düsüyor, beklentin nedir? Bilindigi gibi cagimiz bilim, teknoloji ve iletisim cagi bu yenilliklerin imkanlarindan en cokta gencler istifade ediyorlar.soz konusu genclik olunca ister istemez gencligin Sesi ve benzeri sitelere buyuk roller dusuyor.Herseyden once iyi bir ornek olunmali bence. Bi gorus insan icin internet koca basli dev gibidir, yani insan hayatini cok kotu rtkiledigini one surerler, ki bu bazen de dogru. Ama bide soyle bisey var “Arif in fikri neyse zikri o olur diye “.Bizlere sunulan yenilikleri art niyet ile kullanirsak gun gelir o silah bize dogru doner, yoneltilir. Gercek dunyadan farkli midir degil midir bu sanal alem tartisilacak bi konu aslinda, fakat ote yandan bakinildiginda internet kisiler arasindaki, mesafe, yas, cinsiyet, irk, kultur gercek hayatta onemli olarak gorulen pek cok ozelligi ortadan kaldirmaktadir. Ama eger ki bugun Gencligin Sesin de binlerce uye varsa, demekki site olmasi ve yapmasi gereken unsurlari yapmis bulunmaktadir.Umarim site cizdigi bu cizgide uzun yillar boyunca reeli sanal ortama yansitmaya devam eder. 3 – Gencligin Sesi sitesini diger internet sitelerinden ayiran nelerdir sana göre? ( Olumlu veya olumsuz ) Site nin ismi diyebilirim ki beni ilk cezb eden vurgu oldu, bana cok samimi geldi Gencligin Sesi adi Site de en cok begendigim, forum bolumu, yurtta ve dunyadaki sorunlar, konu halinda ele aliniyor daha dogrusu alinmaya calisiliyor :). Site bakinildiginda zaten icerik acisindan olumlu bir izdenim sunuyor.Aslinda herkes, her uye kendini ifade etme hakkina sahip bu bence basi basina olumlu bir nokta. Ben genede bu konuyu cok celiskili buluyorum, site farkli, olmalida nede olsa devrim adina biseyler sunulmak istenilityor.Benim icin guzel cunku bana hitap ediyor, sol goruslu vs. ama kalkipta karsi gruptan biri bu siteyi ele alirsa her ne kadar site mukkemmel olsada o insan kalkipta ovguler yagdirmaz.Aslinda burda da goruyoruz ki sanal gercektende reeln yansimasidir. 4 – Özellikle genclerin giderek yozlastigi, egoistlestigi, toplumsal sorunlara karsi bananeci ve umursamaz hale geldigi günümüzde bir bütün olarak Internetin ve özelinde Gencligin Sesi’ninmisyonu ne olabilir ve ne olmali? Gencler yozlasmiyor yozlastiriyorlar ikiside cok farkli unsurlar.Bi toplum dusuunun yaptiginiz hersey tabu, gunah, yapma, etme gibi kavramlar arasinda buyuyen bir genclik var ve bu gencler iki arada kaliyorlar.ister istemez bencillesiyorlar, kendilerini kotu olan yollara suruyorlar bilindigi gibi yasak olan hersey tatli gelir.Bir laf vardir “Ac birakma hirsiz olur, cok soyleme arsiz olur” gencler bu duruma dusuruluyorlar malesef. Gencligin Sesi ve benzeri sitelere ne gibi roller duser bilmiyorum ama eger ki boyle bi durumda olan biri kendini bu sitede bulursa ilk once cok sansli sayilir.Gercek yasamda oldugu gibi sanaldada tehlikeler aynidir ve bazen dahada cok tehlikeli olabilir.Gencligin Sesi ilk once genclere kendilerini nasil taniyabilirler, nasil bu kiskacin icinden cikabililer o konuda yardimci olabilirler mesela ve bunuda ayrimcilik yapamdan uygulamalidir, ki siteye yakisan tavirda bu olur. 5 – Yasamin her alaninda kisitlamalarin, özgür düsünceyi engelleyici tavir ve tutumlarin oldugu gerceginden hareketle Gencligin Sesi gibi araclar ne kadar belirleyicidir? Gencligin Sesi sanalmidir sadece yoksa pratigede isik tutabilecek bir aydinlatma ve iletisim aracimidir? Bilindigi gibi her isin altinda bir amac vardir, bu site icinde gecerlidir bence ve Gencligin sesi reele isik tutan sanal bir sitedir.Bizler galiba her zaman oldugu gibi gene bazi seyleri karistiriyoruz, site mutlak iyi veya kotu bis sekilde insanlari orgutluyordur bu kisiden kisye degisir.Ama bu orgutlesmenin omru ne kadar suruyor onu biliyormuyuz, genelde pc basinda kalkana kadar kendimizi kaptiriyoruz daha sonra gercklerle yuz yuze gelince malesef ki herseyden vazgecebiliyoruz.Genclerin beraber hareket edebilecekleri imkanlar sunulmalidir.” Almak kolay odemek zordur” arkadaslar. muhim olan aldigimizi iyi bir sekilde sergiliye bilmemizdir. 6 – Üstteki sorudada belirttik, bireyselciligin, egoizmin yogun oldugu bir sürecteyiz. Tüm bu kisilik sorunlari toplumsal olarak örgütsüzlük gibi yanlarada sahip. Toplumsal sorunlara karsi bireylerin birlikte hareket etmeden bir seyleri degismesininde mümkün olmayacagindan hareketle Internetin ve özelinde sitemiz Gencligin Sesi’nin ortak hareket etme, birlikte tavir koyma gibi durumlara etkisi ne olmalidir? Oncellikle bu bilinmeli Gencligin Sesi bi site bi parti degil cogu insan bunu karistiriyor. Gencligin sesi veya benzeri siteler partiler icin iyi bir etken olbilirler bu kesin.Ama herseyde oldugu gibi kesinlikle kendimizi kaptimamaliyiz, bilindigi dibi sanal alemde hersey teoriden ibaret bundan uzaklastiginiz zman gerceklerle yuzyuze geliyorsunuz.Teori ve pratik bazen birbirini tutmaya bilir.Son olarak sunu belirteyim, insan her olaya goz kapatip, kulak tikadigi muddetce birakin bir Gencligin sesi bin tanesi olsa fayda etmez.Bizler ilk once reelde bi birlikle, beraberce hareket edelim sanal alemi daha sonra dusunuruz Herkese saygilar…
Onlar hep vardi düslerinde. Kendi daha cocuk yastayken korunmaya, sevgiye, ilgiye susamis cocuklari düsündü. Belkide onlarda kendini gördü. Ne istedigini cok iyi bilerek ama toplum ve aile baskisindan hicbirsey yapamayarak büyüdü. Taaaaaaa ki bir gün tüm bunlari kaldiramayip kisiligi ikiye bölünene kadar. Sonrasi bir yitmislik, bin hüsran. Yillar sonra o cocuklar gene düslerindeydi. Bu defa hersey tersine dönmüs yardim eden cocuklar edilen kendisi olmustu. Onlar parcalanan kisiligini bir nebzede olsa iyilestiren tek ilacti. Yapamasada candan istemektemi yetmisti acaba ki böylesine bir ödüle layik görülmüstü. Düsleri gercege dönüstürmenin yolu iyilesmekten geciyordu ve bunu onlara borcluydu. Iyilesmeliydi.
Yitik bir kent, ölü bir sabah ve harabeler icinde bir serce cocuk. Düsleri yarim, cocukligu yarim. dünü kayip bugünü kan icinde. Yanki careler birikip gözbebeklerine. Mendirekler ardina takilip ömrünün hircin mavilikleri ..Kayiplarinda donakalmislarin ürkekligi. Solugu duman ,solugu hincahinc yapan…Ey büyütemedigi hasretlerin göcügünde cirpinan masum! Mutluluklarin bedduasinami tutuldun, yoksa hayir duasina mi? Konus demek utandiriyor konus demek günahkarlik.Hangi kasirgalar titretti gülüslerini,hangi barbarlar caldi elinden ekmegini, sende kosmak istemezmiydin yarina yarinlarla. Hangi zalim talan etti takviminden son yapragini? Daha acken dolu dolu sevmelere. Hangi sarepnel dagladi düsünün coskusunu? Sen cocuk!Sen gelecek. sen düs, sen Dünya…. Katran karasi buhranlarla teslimsin simdi yüz toz baruta dönük zamanlarin tutsagi ! Sen varolmuslarin en canalici trajedisi, Sen savasin cocogu… Beyazlar aramadan edemedik sana gece yüzlü dünyasindan. Beyaz güvercinler ucuramadik utangac avuclarimdan tutamadik cöl kurusu ellerinden. Yetisemedik minik yüreginin carpintisina. Bir aciyan yüregimizi sürdük yollara birde gövdesiz dallardan bir kac cürük umut saldik göklere. Senin kadar cesur olamadik bu igreti dünya cagrafyasinda Affet savasin cocugu…. Senin kadar ölemedik insanlarin bagrinda….
onlar hıc unutulur mu? onlar degıl mı hasretlerımızı dındıren… onlar degıl mı sevdalarımızı dıllendıren…onlar degıl mı bızlere türkülerı bır yaaaar sevdasında sevdıren…pir sultanı düsün dostuna olan sevgısını türküsüyle seslenısını düsün… bin cefalar etsen almam ustüne, gayet şirin geldi dillerin dostum, varıp yadellere meyil verirsen, kış ola baglana yolların dostum, demıstır pır sultan….. herkesın bır derdı var .pekı asık veysel …. asık veysel iş bu hale, kah aglaya kahı güle, yetışmek ıcın menzıle, gıdıyorum gunduz gece deyıp hayatını kısacık anlatmıstır.hayata sıtem mı yoksa hayatın getırısı mı tartısılır…. ya asık esrarı? onunda bır derdı var… size arzu halım vardır, benım halım zor guzel dost, tecellam mıdır nedendır, kem talıhım var guzel dost. dostlarına türkülerle söyler derdını tasasını….. evet can dostlar daha kımler turkulerını yazamadıgım adını soyleyemedıgım ama bılıyorum kı türkü sevdalıları bu yureklı kahramanları elbet bılıyor….sızlere türkü muhabbetli guzel gunler dılıyorum….. asıgın dılınde sazın telınde, yanık bır türküdür benım bu sevdam, coban kavalında seher yelınde , yanık bır turkudur benım bu sevdam { asık ekberi } tası topragı burcu burcu uygarlık kokan, yurdumuzun bagrı yanık, sevgı dolu insanlarının dılıdır turkuler….. turkuler anadolu ınsanı ıle yoğrulup bütünlesen, toplumsal barısın en onemlı ögesi ve ınsanlıgın en saglam köprüsüdür….. özgürlüğün, barısın, sevdanın ve de sevgının temel tası olmustur gunumuze kadar türküler…. yüzyılların ardından bu gunumuze kadar arına arına, eksıle cogala, dilden dile, kusaktan kusaga, aktarılarak geldıler ve hala da gıdecekler…insanlıgın baslangıcından gelmıstır turküler.anadolu halkının bebeklıgınden baslar.dünyaya gelen cocuklar analarının ninnileriyle gözlerını acarlar.. ılk muzık egıtımı ınsanlıkta boyle baslar ve de devam eder….bızım sevda kokan türkülerımız, halkın can damarı, yanık yürecıgıdır…türkülerimizin içinde türkü sevdalılarının düşüncesi, sevgisi, sevdası, tasası, direnişi, askerliği, yoklugu, gurbete gidişi, analarımızın agıtı kısacası yasamının her alanı vardır….cunku türkülerin icinde yasanmış olaylar gizlıdır… ya türkülere gönül verenlerimiz….. o dunya guzelı yüreklerıyle turkulerı bıze sevdırenlerımız,,,
Dünyamız her gecen gün biraz daha kirlenmekte.Kapitalizm egemen olduğu dünyayı her zerresine kadar kendi çıkar ve emelleri doğrultusunda ve en barbarca yöntemlerle kirletmekten kaçınmamakta.Sanayileşme ile başlayan yoğun “Emek” sömürüsü yayından sanayi atıklarını hediye etmiştir insanlığa.Bunu yaparken de utanmazca yıllardır sömürdüğü Afrika ülkelerine ve “Bizim” gibi abd-ab ye göbekten bağlı “Gelişmekte” olan ülkelere göndermekte.Kendi pisliklerini sömürge topraklarına bırakmakta.İnsanlığı her an tehdit eden sermaye sınıfı ve onun yalaka tayfası bu tür olayları göz ardı etmekte yazılı ve görsel basına yansıtmamaktadır.(ucan kuştan,hangi mankenin hangi şarkıcıyla birlikte olduğunu tek tek sayan bizim yaman muhabirlerimizin gözünden bu tür dünyayı ilgilendiren sorunları görmezden gelmesi normaldir.).Kapitalizmin insanlığa vere bileceği hiç bir şey yoktur fakat aldığı,almakta olduğu ve alacağı çok şey vardı.Mesela bizden güvenimizi aldı(insanlar kimseye güvenmemeye başladı),kültürümüzü,gençliğimizi(apolitik,yaşadığı topluma ve sorunlarına duyarsız bir gençlik yığını verdi bize),tarihimizi aldı.Bunları halen almaya devam ediyor üstelik yetmezmiş gibi şehirlerimizi,kıyılarımızı en güzel doğa harikalarımızı almaya çalışıyor ve alıyor.Alacağı pek bir şey kalmadı ama o yinede para edecek her şeyi yani kanımızı son damlasına kadar almaya çalışmakta.Ülkemizin şah damarına yapışmış bir kene gibi boğazımızda öyle durmakta.Hava kirliliği yüzünden kuşlar ölmekte,denizlere atılan atıklar sonucunda balıklar ölmekte,yakılan yok edilen topraklar üzerindeki doğal yaşam yok olmakta.İleride beklide “Düşünen Hayvan”dan başka bir canlı kalmayacaktır evrende.Kapitalizme dünya yetmemiş gibi uzaya da pisliğini atmaya başlamıştır.Hayırlı olsun!!! Sömürü sisteminin doğal sonuçları olarak bunları gösterebiliriz(Yetmez ama)… Sermaye sınıfı sadece doğa üzerinde değil asıl sorun olan insanlar üzerinde de bir sömürü oluşturması ve o sömürü ile daha da serpilmesi gürleşmesidir.Konumuz işte budur.Sermaye sınıfının işçi sınıfı üzerindeki baskısının ve sömürüsünün kalkması.İşçi sınıfının gelişmesi şöyledir;eskiden köledir.Pazardan alınabilir satılabilir.Açık arttırmaya tabi tutulur.Efendi isterse yaşamına son verilir.Şimdi ise işçidir geçmişin kölesi.Patron tarafından köle gibi kullanılır.Değişen ismidir bide modernleşme ile birlikte pazarlarda satılmazda kahvelerde kendi kendilerini pazarlarlalar(çalışmak zorunda oldukları için),çalışma koşullarının kötülüğü sonucu ölürler buna da iş kazası derler.İşçi sınıfı emeği ile geçinen emeğini yani kendini bir başkası için kullanan buna karşılık sadece “karnı doyan”(buna doymak denilirse)kişidir.İşçi sınıfı bunu kavramalı karşısında kendini sömüren bir başka sınıf olduğunu anlamalı ve ona göre taraf-saf oluşturmalı/tutmalıdır.Bunun içinde spartaküslerin olduğu gibi Leninlerin,Stalinlerin,Thaelmannların,Chelerin,Denizlerin,İboların,Mahirlerin olması çoğalması gerekmektedir.Sınıfı birleştirecek örgütleyecek ve örgütlü bir halk cephesi oluşturacak bir anti-emperyalist,anti-kapitalist cephe kurulmalıdır.Emekçilerin talepleri üzerinde yoğunlaşmış ve kendini proletarya partisi olarak tanımlayan ayrıyetten Marksizm-Leninizm’i rehber edinmiş bir önderliğe ihtiyacı vardır İşçi Sınıfının.Örgüt mahalle mahalle,okul okul,sokak sakak direnişi örgütlemeli ve emekçilere bir sınıf oldukları,kendi sınıf saflarında yer alması gerektiği anlatılmalıdır.Sınıf bağları çelikleşmeli kapitalizme karşı örgütlenmelidir.Ezilenlerin proletarya saflarında birleşmesi amaçlanmalıdır.Sınıf önderleri tarafından devrimci bir cephe yaratılmalı ve sosyalizm şiarları emekçi sınıfına benimsetilmelidir.Sosyalizmin ezilen sınıfın çıkarlarını savunduğu insanların kurtuluşundan başka bir amaç gözetmediği,sömürünün ortadan kalkmasını amaçladığı halka anlatılmalıdır.Mücadele yoğunlaşmalı ve birleşik bir halk cephesi kurulmalıdır.Eğer böyle yaparsak mücadeleyi yaşatırız ve zafere adım adım yaklaşırız. Ve zafer ancak birleşik bir halk cephesi temeline oturtularak anti-emperyalist,anti-kapitalist bir mücadele ile mümkündür.Beyaz sarayları,Çankayaları zaptedeceğimiz ve iktidarı ele geçireceğimiz günlere birleşerek gelebiliriz.İşçi sınıfının hem üretici hem de tüketici sınıf olduğu günlere örgütlü olursak görürüz.Örgütlü mücadeleyi yaymalı ve elimizden geldiğince çorbaya bir tuz olmaya çalışmalıyız.Zafer Marksizm-Leninizm ideolojisinde ve örgütlü mücadelede.YAŞASIN İŞÇİ SINIFININ İKTİDARI-YAŞASIN PROLETERYA.