“ah ettiklerimiz ve geride bıraktıklarımız
adını unutuklarımız yüzüne daldıklarımız
bir ah’a kaç keşke sığdırılır şimdilerde ?”
Bir ölüyü diriltecek kadar ve bir diri öldürtecek kadar çok şimdilerde… Zamanın kendini kör koylarda unuttuğu bir demin soluksuz anları. ölüm sessiz bir fırtınaya eşlik ediyor, birazda yorgun düşmüş tüm geçmişe… gecenin zamansız bir deminde ölüm yere yığıldı iki hece ile, ölüm sustu. Susmaksa, en acıyan sancıydı. Zaman lâldı, kör ve talandı.
“bir ah’a kaç katliam sığdırılır?
bir ölü kaç kez öldürülür?
Bir yaşam kaç kez susturulur?”
Yağmura mı saklanır bilmediğimiz mutluluklar ve güneşi hep hüzün mü okşar? ısıtırken tenini toprağın, rüzgarı koyu bir matemle kucaklar. Kuşları bile susturdu kızıl yağmurlar. Hangi yandan baksalar ölü bir tabiat var. asırlar geçti hala aynı öldürülme şekli…
Susamış yaşama doğum sonrası bir bebek gibi , çünkü ilk nefesindeyken daha susturuldu her defasında.
” ne kadar büyük yanlızlıklar?
Aydınlıklar hangi suçtan dar ağacına asıldı?
Kaça sustu kör karanlıklar?”
Yanlızlık… Ah yanlızlık… Terk etmeyeni olur o zaman suskun kör karanlıklar devriye gezerken . Büyüttüğün kadar büyüktür yanlızlıklar. Kim bilir belki…
Kör karanlıklar tanığı olmuş aydınlığın. Aydınlığı son gören kör gözleri önce sürgüne sonra dar ağacına uğurlayanı olmuş. ihanetler kadar büyüktür yanlızlıklar. Kim bilir belki de….
Ne kadar sus o kadar ölü… Kaç sus geldi bu sabah? Eksik bir sus var. Ölmedim hala. Hadi bir sus daha yaşayan yanlarıma. Hadi bir sus daha öldükçe dirilen yanlarıma. kaça sustun kör karanlıklar? Hadi bir sus daha!
Susuşlar kadar büyüktür yanlızlıklar…
05.12.2008